24 Aralık 2009 Perşembe

Son haberler

Günümüzün her açıdan hızlı yaşanmakta olan, pekçok kişinin en temel gereksinimlerini yerine getirmek için zaman bulmakta sıkıntı yaşamakta olduğu temposu içerisinde, güncel haberlere, anlık gelişmelere hızlı bir biçimde ulaşabilmek büyük önem arz etmektedir. Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlar için kentten güncel haberler alabilmek, çoğunlukla o günü bir üretimle kapatabilmek ya da kapatamamak anlamına gelmektedir. Özellikle İstanbul gibi tam bir karmaşanın hakim olduğu şehirlerde, trafiğin kapalı olduğu bir yola girerek orada takılı kalmak, bütün günü bir şey yapamadan tamamlamak anlamına gelebilmektedir.

Benzer biçimde, daha küçük yerleşim yerlerinde de güncel gelişmelere anında erişebilmek önem taşımaktadır. Özellikle ormanlık arazilerin geniş yer kapladığı, ya da sürekli olarak heyelan ve sel tehdidi altında olan yerler için, bir orman yangınından ya da heyelan olasılığından hızlı bir biçimde haber alabilmek, yaşamak ile yaşamamak arasındaki ince çizginin hangi tarafında kalacağınızı belirleyebilir. Bu tür yerel haberler radyolar aracılığıyla iletilebilirler. Zaman zaman, önemli konulardaki gelişmelerin belediyelerin ilçe ya da belde geneline yayılmış hoparlörleri aracılığıyla da vatandaşların çeşitli konularda bilgilendirildiklerine tanık olunmaktadır.

Büyük şehirlerde yaşayanlar için durum biraz daha farklıdır. Özellikle bilgisayarların ve internetin hemen her eve girmesiyle birlikte, kişiler gereksinim duydukları bilgilere internetten ve evlerinin konforunda erişebilmeye başlamışlardır. Bu biçimde, internetten okunan haberler klasik gazete olgusundan farklı olarak hareketli görüntüler ve ses kayıtları da içerebildikleri için çok daha doyurucu olmaktadırlar. İnternetten edinilen haberler de, yalnızca haber yayıncılarından değil, örneğin trafikle ilgili görüntüler yayınlayan devlet kurumlarından da edinilebilmektedir.

Sonuç olarak, günümüzde gelişmelerden hızlı biçimde haberdar olmak büyük önem taşımaktadır. Rekabetçi bir dünyada rekabetçi kalabilmenin, işinizi koruyabilmenin ya da daha iyi bir iş bulabilmenizin yolu bilgiye hızlı ulaşabilmekten geçmektedir. Bu nedenle önemli haberler elinizin altında olacak biçimde hareket etmek durumundasınız. Hangi haberin sizin için ne kadar önemli olduğunu sizden başkası bilemeyeceği için, hangi kaynakları izleyeceğinize de yalnızca siz karar verebilirsiniz.

Unutulmamalıdır ki, güncel gelişmelerin sizi doğrudan etkilemesi için bir büyük şehirde yaşıyor olmanız gerekmemektedir. Günümüzde, bir teşvik yasası büyük bir şehirde ne kadar etkiye yol açıyorsa, örneğin Menderes gibi bir yerde de orantılı büyüklükte etkiye yol açmaktadır. Bu nedenle yerel düzeyde güncel haberler de büyük önem arz etmektedir. Hemen her çağdaş vatandaşın, yerel düzeydeki gelişmelerle ilgili olarak hangi kaynaklardan bilgi alacakları konusunda düşünmelerinde yarar vardır.

30 Temmuz 2009 Perşembe

Kıraathaneler ve okey oyunu

Gazete Gerçek internet sitesi olarak, Türkiye'nin önemli bir gerçeği olan kıraathane (halk arasındaki adıyla "kahvehane" ya da yalnızca "kahve") kültürüne değinmenin önemli olduğunu düşünüyoruz. Kıraathane, Türk toplumunun yaşamında önemli yer tutan bir olgudur. Erkek nüfus, genellikle buralarda bir araya gelirler ve hem birlikte zaman geçirirler, hem de birbirlerinin güncel konular hakkındaki düşünceleri hakkında bilgi sahibi olurlar.

Pekçok kıraathanede, sohbetin önünü açması ve daha eğlenceli zaman geçirmeyi mümkün kılması açısından çeşitli oyunlar oynanmaktadır. Bunlar arasında okey oyunu en önemli oyunlar arasında sayılabilir. Kimi araştırmacılar, bu oyunun köklerinin eski Çin'e kadar uzandığını düşünmektedirler. Şans ve zekanın birlikte harmanlandığı bu oyun, hem entellüktüel bir gereksinime karşılık vermekte, hem de insanların sohbetlerinin kolaylaşmasını sağlamaktadır.

Türkiye'yi iyi yorumlamak isteyen herkesin, kıraathane kültürü ve okey oyunu gibi olguları iyi irdelemesinde yarar vardır. Sokakları ve günlük yaşamı iyi bir biçimde göz önüne alamayan araştırmalar, sağlıksız olmaya mahkumdurlar.

27 Ekim 1998 Salı

Adana depremi

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 4. Yasama yılı 12. Birleşimi (27 Ekim 1998)

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Adana Milletvekili Cevher Cevheri arkadaşımızın Adana depremiyle ilgili olarak yaptığı gündemdışı konuşmaya teşekkür ediyorum. Gerçekten, bu deprem, birkaç defa Parlamentomuzda siyaset konusu yapılmak istendi; ama, değerli arkadaşım Cevheri, bundan uzak, Adanalıların bu konudaki düşüncelerini aktardı; ben de Hükümetin bu konudaki çalışmalarını Yüce Meclisin bilgilerine sunmak istiyorum.

Bugün, tarih itibariyle Adana depreminin dördüncü ayıdır; 27 Haziranda deprem olmuştu, bugün 27 Ekim; tam dört ay olmuştur. Bu dört ay içerisinde, aralıksız, doksan ayrı ekip Adana'da, Adana depremiyle ilgili olarak gece gündüz çalışmıştır.

Bu depremde, maalesef, 146 vatandaşımız hayatını kaybetmişti; hem Hükümetimiz hem de Parlamentomuz adına, tekrar hepsine Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Tabiî ki, bunları geri getirmek mümkün değil...

Türkiye, 1800'lü yılların sonundaki İstanbul depreminden bu yana, bu denli büyük bir depremi büyük şehirde yaşamadı. Deprem, Adana İl Merkezi, Seyhan ve Yüreğir, Ceyhan Merkez, Karataş, Karaisalı, Kozan, Yumurtalık, İmamoğlu'nda toplam 256 köy ve 148 mahallede etkili oldu.

Adana İline, bugüne kadar, 1,5 trilyon liradan fazlası özel idare emrine, 6 trilyon liradan fazlası da kira yardımı olmak üzere, toplam 8 trilyon lira para gönderildi. Depremden zarar gören, evi yıkılan, evi oturulamaz durumda olan 26 bin vatandaşımıza kira yardımı yapılmaktadır; bu, hem şehirlerde hem köylerde yapılıyor.

Depremin hemen ertesi günü, yani, 28 Haziranda, hasar tespitiyle ilgili olarak, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ekipleri çok yoğun bir şekilde deprem bölgesine yayıldılar ve bir ön tespit yaptılar. Bu ön tespite göre, demin ifade ettiğim gibi, yüz yıla yakındır karşılaşmadığımız büyük bir depremle karşı karşıya gelindiği anlaşıldı. 70 bin evin, konutun veya işyerinin tek tek dolaşılıp tespit edilmesi, hasarlarının saptanması ve buna göre tedbir alınması gerekti. Malumlarınızdır, tabiî afetlerde, ön tespitler yapıldıktan sonra bunlar ilan edilir. Bu ilanlara göre de, hak sahiplerinin veya hak sahipliği listesinde adı bulunmayanların itirazı için süre konulur. Bu süreler, bu 4 aylık çalışmanın 2 ayını yemiştir; ama, kabul etmek lazım ki, 2 ayda, 70 bin konut ve işyeri üzerindeki hasar tespitinin tamamlanmış olmasını, bilenler, fevkalade başarılı bir iş olarak takdir edeceklerdir. Gece gündüz demeden hemen her başvuru değerlendirildi.

Şimdi, değerli arkadaşımız biraz çabuk olunulmasını istiyor, biz de istiyoruz. Verdiğimiz itiraz süresinin yeniden uzatılması isteniyor hak sahipleri tarafından; yani, tayin edildiği kategorisini uygun bulmayan "benim evim az hasarlı değil orta hasarlı" veya "orta hasarlı değil, ağır hasarlı, yıkık" itirazında bulunanlar yeniden süre talebinde bulunuyorlar. Tabiî, bir taraftan kış yaklaşıyor bunların telafi edilmesi lazım, bir taraftan da hak sahiplerinin bu talepleri var; biz, buna rağmen, bu 4 aylık süre içerisinde, zarar gören herkesin müracaatını tamamlamış olduğu kanaatine vararak, artık, bu süreyi -bir an evvel işlemlere başlanmak üzere- uzatmak istemiyoruz, uzatmayacağız da.

Ben, buradan, değerli arkadaşlarımıza, Yüce Meclise ve Sayın Cevheri'ye, şu ana kadar 41 bin afetzedenin borçlandırma işinin tamamlandığını, 23 756'sının da, itiraz suretiyle zaman kazanmaya çalıştığını ifade edeyim. "Bir şey yapılmadı" sözü yanlıştır. Afetten zarar görenlerin hak sahipliği listesi kesinleşmeden, Dünya Bankası kredisiyle, Adana Yüreğir'de 5 bin konut yapılmak üzere, Toplu Konut İdaresi ihaleye çıkmıştır, zamandan kazanmak için işlemlerini tamamlamıştır; çünkü, bu işler çok zaman alıyordu. Bir taraftan itirazlar incelenirken, bir taraftan bu işlemler tamamlandı. Önümüzdeki aybaşında, Yüreğir'deki bu 5 bin konutun ihalesi yapılacaktır.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 4. Yasama yılı 12. Birleşimi (27 Ekim 1998) tutanakları içerisinde bulunabilir.

14 Ekim 1998 Çarşamba

Korunmaya muhtaç çocuklar

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 4. Yasama yılı 7. Birleşimi (14 Ekim 1998)

DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin sayın üyeleri; Demokratik Sol Parti İzmir Milletvekili Sayın Hakan Tartan’ın, İstanbul Ümraniye’de, yaşları 13-18 arasında değişen uyuşturucu bağımlısı dört çocuğun işlemiş olduğu vahşi ve insanlıkdışı cinayet ve korunmaya muhtaç çocuklarla ilgili yaptığı gündemdışı konuşmayı cevaplandırmak üzere söz aldım; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli üyeler; bugün için sokakta yaşayan ya da çalışan çocuklar sorunu, tüm dünyada, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaşanan, çok büyük toplumsal bir sorundur. Sorunun temelinde gelir dağılımındaki adaletsizlik vardır, işsizlik vardır, yoksulluk vardır ve eğitimsizlik vardır; özellikle, kırsal kesimden, büyük şehirlere doğru yaşanan göç olayı vardır. Bütün bunların sonucu, çok sayıda çocuk, sokağın olumsuz koşullarına terk edilmektedir.

Bu çocuklar ve aileleriyle ilgili yapılan inceleme ve araştırmalarda, ailelerin, genellikle ekonomik yoksulluk içerisinde oldukları, eğitim seviyelerinin düşük olduğu, yedi sekiz çocuklu oldukları görülmektedir; önemli bir bölümünde de, nikâhsız, çokeşli evlilikler söz konusudur.

Kırsal kesimden büyük umutlarla büyük şehirlere gelen aileler, bu şehirlerimizde ekonomik ve sosyal altyapının yetersizliği nedeniyle, yoksulluk ve çaresizlikle karşı karşıya kalmakta, büyük hayal kırıklıkları yaşamaktadır; bu da, aile içi bağları zayıflatmaktadır. İşte, bu nedenlerle, çoğu zaman yoksulluk, aile içi şiddet, aile içi istismar, sevgisizlik ve ilgisizlik nedeniyle, çok küçük yaştaki çocuklar, sokakta çalışmak ve yaşamak zorunda kalmaktadırlar. Bu çocuklar, sokakta, başta uyuşturucu alışkanlığı, hırsızlık, tecavüz, AIDS, Hepatit-C, uyuz ve benzeri hastalıklar ve diğer risklerle karşı karşıyadırlar.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sorun çok ciddîdir, toplumumuzun bugününü ve geleceğini tehdit etmektedir. Nitekim, sokak çocukları, bu konuda zamanında önlem almayan ülkelerde toplumsal yaşamı olumsuz etkilemektedirler. Zaman zaman, bu ülkelerde, bu çocuklara toplu bir şekilde uygulanan vahşeti ibretle izliyoruz. Çok etkili önlemler almak zorundayız, izin verirseniz, bu konuda neler yapıyoruz ve neler yapmayı düşünüyoruz, sizlerle paylaşmak istiyorum.

Biraz önce söylediğim gibi, sorunun temelinde eğitimsizlik yatmaktadır. Çocukların büyük çoğunluğu okuma yazma dahi bilmemekte ya da ilkokul ikinci, üçüncü, dördüncü sınıftan terk ya da ilkokuldan sonra eğitime devam etmeyen çocuklardır. Oysa, çocuğun yeri okuldur, çocukların eğitim sistemi içinde tutulması gerekmektedir; 55 inci Hükümet olarak, geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen ve başarıyla uygulanan zorunlu öğretimin sekiz yıla çıkarılmasının bu konudaki olumlu etkileri daha şimdiden görülmeye başlanmıştır. Geçtiğimiz yıl yüzde 50 civarında olan ortaöğretimdeki okullaşma oranı şimdiden yüzde 70’lere yaklaşmaktadır.

Sorunun temelinin yoksulluk olduğunu söylemiştim. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan, ülkemizdeki yoksul ve yardıma muhtaç ailelere ve çocuklara, geçtiğimiz onbeş ayda ulaştırılan sosyal yardımların tutarı 65 trilyon lirayı geçmiştir; bu kaynaklarla, Türkiye’de, 2 milyon 400 bin kişiye sosyal yardım ulaştırılmıştır.

Yine, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu kaynaklarıyla, kaymakam ve valilerimiz başkanlığındaki sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik vakıflarına gönderilen kaynaklarla, geçtiğimiz yıl, ilköğretimdeki 240 bin yoksul aile çocuğunun öğlen yemekleri karşılanmıştır; bu yıl, bu sayının 400 bine ulaşacağını beklemekteyiz.

Ayrıca, yoksul aile çocuklarının okula devam edebilmesi için, eğitim öğretim yılı başında 3,5 trilyon lira, yine, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarımıza gönderilmiştir. Valilerimiz ve kaymakamlarımız başkanlığındaki vakıflar aracılığıyla, il ve ilçe millî eğitim müdürlerimiz ve okul müdürlerimiz aracılığıyla, yoksul aile çocuklarına, kitap, kırtasiye, önlük ve diğer yardımlar ulaştırılmaktadır.

Göreve gelişimizin hemen sonrası, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesinde, sokakta yaşayan ve çalışan çocuklarla ilgili çalışmalar başlattık. İzmir ve Ankara’da, sokak çocukları merkezimizi geliştirdik. İstanbul Kadıköy’de, geçtiğimiz yılın onbirinci ayından itibaren, sokakta yaşayan çocuklarla ilgili dört aşamalı bir projeyi hayata geçirdik; İstanbul Kadıköy İskele Meydanındaki mobil karavanda sosyal hizmet uzmanlarımız bu çocuklara hizmet verdi. Yine, Kadıköy Belediye Başkanlığıyla birlikte, Küçükbakkal Köyü’nde yapmış olduğumuz İlk Adım İstasyonundan, daha sonra, üçüncü aşama olarak, yine, Kadıköy Yeldeğirmeni’nde yapmış olduğumuz, Sokak Çocukları, Sokakta Yaşayan Çocuklar Rehabilitasyon Merkezimizden, bugüne kadar, 600’e yakın çocuğumuz bir şekilde hizmet aldı; çok sayıda çocuğumuz ailesinin yanına döndü, çok sayıda çocuğumuz tekrar okula başlatıldı ve şu anda da, o merkezimizde, 60’a yakın çocuğumuz rehabilitasyon hizmeti almaktadır.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 4. Yasama yılı 7. Birleşimi (14 Ekim 1998) tutanakları içerisinde bulunabilir.

20 Temmuz 1998 Pazartesi

Arazinin bedelsiz olarak Ford-Koç'a devri

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 124. Birleşimi (20 Temmuz 1998)

CHP GRUBU ADINA BEKİR YURDAGÜL (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kocaeli Milletvekili Osman Pepe ve arkadaşlarının verdiği, İzmit'te SEKA'ya ait fidanlık bir arazinin bedelsiz olarak Ford-Koç ortaklığına devriyle ilgili gensoru görüşmelerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; şahsım ve Grubum adına sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, az önceki sözcü arkadaşımızın da belirttiği gibi, Danıştay, 9 Temmuz 1998 tarihinde verdiği kararı, Hükümetin savunmasını, Başbakanlığın yazılı savunmasını aldıktan sonra kaldırdı; ama, hepinizin bildiği gibi, bu karar nihaî bir karar değil; nihaî karar, elbette ki, daha sonra, Yüce Danıştay tarafından verilecek ve açıklanacak.

Değerli arkadaşlar, tabiî, Danıştaya yaptığımız başvuru- 9 Temmuz 1998 tarihinde sonuçlandığını öğrenmemize rağmen- imzaların tamamlanmaması nedeniyle, bize, ancak 14 Temmuz 1998 tarihinde tebliğ edildi. Aynı gün, Hükümete savunma için yazı yazıldı ve Hükümetten, çok kısa sürede, jet hızıyla, Danıştayımıza savunma gitti ve aynı gün, (17 Temmuz 1998 tarihinde), yine Danıştay tarihinde görülmemiş bir hızla- aynı gün, biz, cuma günü saat 16.00'da öğrenmeye çalıştık, kararın açıklanmadığını söylediler, belli olmadığını söylediler- aynı akşam, Hükümet, Başbakanlık açıklama yaptı ve Danıştayın, daha önce verdiği durdurma kararını kaldırdığını açıkladı.

Gerçekten hepimizin hukuka yardımcı olması gerekiyor. Türkiye'de hukuk kurallarının, hukukun, yargının işlediğini hepimizin kabul etmesi ve bu anlamda da yardımcı olması gerekirken, bu kadar fazla hukuku ve Danıştayı zorlamanın, en başta hukuk devletimize ve o yüce kuruma zarar vereceğini de belirtmek istiyorum.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Koç olduğu için mi...

BEKİR YURDAGÜL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, tabiî, o günleri hatırladığımızda, Sayın Başbakanın. Anavatan Partisi Grubunda yaptığı konuşmada, buna karşı çıkanları vatan haini ilan ederek düğmeye bastığı gün, biliyorsunuz, medyamızın -yerel ve ulusal medyamızın- büyük bir bölümünde de bir kampanya başlatılmış oldu. Elbette ki, hepimiz Türkiye'de yaşıyoruz, hepimiz Türkiye Cumhuriyetinde yaşıyoruz ve yargı da, medyadan ve icranın başı olan Başbakanın bu açıklamalarından, bir şekilde, etkilenebilir. Bu anlamda, Sayın Başbakanın bu açıklamaları, yargının henüz karar vermediğini ve yargılama sürecinin devam ettiğini göz önüne aldığımızda, gerçekten, çok talihsiz bir açıklama olmuştur ve aynı gün, medyada, hepimize çok büyük bir saldırı başlatılmıştır, vatan haini ilan edilme durumuna gelinmiştir. Gerçekten yanlış olabilir, size göre yanlış olabilir, birilerine göre doğru olabilir; ama, sonuçta, hukuk kurallarının işlemesi, oradaki çevreye zarar verilmemesi ve bedelsiz verilmesine yönelik... İnsanların, elbetteki, bazı şeylere tepki göstermesi doğaldır. Bu tartışılır, Mecliste tartışılır, yargı bu konuda karar verir; ama, bunlar tamamlanmadan, sizin, bu konuda sizin aksi düşüncelerinizi ifade eden insanları, vatan haini, ülkesine ihanet ediyor diye suçlamanızın, gerçekten, anlaşılması mümkün değildir ve bu, bir Başbakana da yakışmamaktadır diye düşünüyorum.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 124. Birleşimi (20 Temmuz 1998) tutanakları içerisinde bulunabilir.

13 Temmuz 1998 Pazartesi

Dumlupınar

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 120. Birleşimi (13 Temmuz 1998)

METİN PERLİ (Kütahya) – Sayın Başkan, Yüce Parlamentomuzun değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken, cumhuriyetimizin 75 inci yılında, Kütahyamızın Dumlupınar İlçesinin bu bazda beklentilerini sizlere anlatma fırsatı veren Değerli Başkanımızı ve bu sözleri dinleme fırsatı bulan değerli milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, cumhuriyet deyince, cumhuriyetin 75 inci yılına yaklaştığımız bugünlerde, Dumlupınar'ı anmamak, Dumlupınar'ı hatırlamamak mümkün değil. Elbette ki, Dumlupınar, cumhuriyetimizin temelinde büyük bir yer taşır, büyük bir mahlas taşır. Zira, Dumlupınar, Büyük Atatürk'ün "ilk hedefiniz Akdeniz'dir" komutunu verdiği meydan olarak, göğüs göğüse harbin yapıldığı ve gencecik kızların, yağız delikanlıların, canlarını, bu vatan için, bu memleket için feda ettiği, şühedanın (şehitlerimizin) yattığı yer, gözyaşları döktüğü yer.

Elbette ki, cumhuriyetin 75 inci yılını kutlarken, cumhuriyetin temelinde yer alan Dumlupınar'daki şehitleri görmemek mümkün değil ve onu hissetmemek mümkün değil. Herkes bir gerçeği bilmelidir ki, cumhuriyetin temelinde ne şampanyalı kokteyller ne de balolar vardır; cumhuriyetin temelinde şehitlerin gözyaşları vardır; yiğit delikanlıların, yağız Anadolu gençlerinin canları vardır, onların kefensiz yatışları vardır. (FP sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, yetmişbeş yıl evvel canlarını verenlerin bulunduğu Dumlupınar’ın, Dumlupınar şehitliğinin, cumhuriyetin 75 inci yılını anarken, bugün, maalesef, üzülerek ifade edeyim ki, ulaşılacak yolu yok.

55 inci Hükümetin Sayın Bayındırlık ve İskân Bakanı Kütahya'ya geldiler. Kütahya'ya gelişlerinde, Kütahya halkı, Bayındırlık ve İskân Bakanımızı, gerçekten büyük bir çoşkuyla karşıladılar. Ertesi gün, bu, gazetelere yansıdı ve elimde şu an sizlere gösterdiğim gazetede "55 inci Cumhuriyet Hükümetinin Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu, Başbakan gibi karşılandı" ifadesi yer aldı; "biz, siyaseti dürüst yapıyoruz" cümlesi gazetelerde manşet oldu. Dolayısıyla, Sayın Bakanımızın, Kütahya'nın o yollarını gördükten sonra, Dumlupınar'ın yollarını gördükten sonra, Kütahya-Balıkesir yolunu gördükten sonra Kütahyalıların haline acıyarak "gerçekten ihmal edilmiş, buraya yatırım yapmak lazım, bu yolları yapmak lazım" diye ifade ettiği tarihî konuşmaları var, tarihî vaatleri var. Bu tarihî vaatler, tarihe de geçti gazetelere geçti; ancak, aradan bir yıl geçmesine rağmen, Sayın Bakanımız, maalesef, bu sözlerini unutmuş, bu sözlerini sanki söylememiş gibi, Kütahyamız, maalesef, karayolları bakımından fevkalade üzücü bir durumdadır.

Cumhuriyetin 75 inci yılını kutlayacağımız şu günlerde, Kütahya olarak, bizim 55 inci Hükümetten beklentimiz şudur: Geliniz, 75 yıldır sahip çıkmadığımız, cumhuriyetin kuruluşunda büyük emeği geçen Dumlupınarlıları sevindirelim; geliniz, Hükümet olarak, 75 inci yıl kutlamalarıyla ilgili ayırdığımız ödeneklerden, Kütahya-Dumlupınar-Altıntaş yolunun ihalesini yaparak, bu yolun temelini atalım ve bu insanları da hiç değilse cumhuriyetin 75 inci yılında sevindirelim; şehitleri sevindirelim, o insanların beklentilerini karşılayalım. Eğer, biz, bu halkın beklentilerine cevap veremezsek, bu şühedanın beklentilerine cevap veremezsek, bu 75 inci yıl kutlamaları hiçbir mana taşımaz...

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 120. Birleşimi (13 Temmuz 1998) tutanakları içerisinde bulunabilir.

19 Haziran 1998 Cuma

Adıyaman ve yatırımlar

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 105. Birleşimi (19 Haziran 1998)

DEVLET BAKANI MEHMET SALİH YILDIRIM (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adıyaman Milletvekili Sayın Celal Topkan'ın gündemdışı konuşmasına yanıt vermek üzere huzurunuzdayım; hepinize saygılar sunuyorum.

Sayın Celal Topkan, yöre sorunlarını bilen ve bu sorunların çözümüne katkı sağlamak için özveriyle uğraş veren arkadaşlarımdan biridir; ancak, söylemlerinin bu çizgiyle bağdaştığını söylemem mümkün değil; kendisini muhalefette gören bir parlamenterin, öyle zannediyorum ki, seçmene ulaştırmak istediği iyi duygularını dile getirdi, bunun altını çizmek istiyorum.

Ben de, yöreden bir yurttaş, bir parlamenter ve Hükümet mensubu olarak, aktardığı sorunların, sıkıntıların çok büyük bir kısmına katılıyorum. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde sosyoekonomik sorunların derinliğini de biliyorum, boyutunu da biliyorum.

Biz, 55 inci Hükümet olarak, görevi devraldığımızdan bu yana, bugüne kadar çok az hükümetin ve hükümet mensubunun yaptığı bir politikayı sergiledik. Biz, enkaz edebiyatı yapmadık. Biz, bu olumsuzlukları hangi koşullarda devraldık demedik; ancak, bunların giderilmesi konusunda, olanakları, imkânları, mevzuatı yan yana koyarak, bunu yaşama geçirmeye çalıştık. Her şeyden önce, az şikâyet etmesi gereken kişilerden birisinin Sayın Topkan olması gerekiyor; çünkü, devletin, bu yıl, yatırım için en çok yer ayırdığı illerden biri Adıyaman'dır ve güneydoğu illeri arasında üçüncü sıradadır.

Özelleştirmeyle alakalı bir konudaki haklılığına işaret etmek istiyorum. Özelleştirme, Türkiye genelinde uygulanmaya çalışılan ve büyük ölçüde başarı sağlanan belki bir uygulama; ancak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki özelleştirmede göz önünde bulundurulması gerekli olan önemli bir husus var: Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin ekonomisinin esasını tarım oluşturur; tarımla alakalı sektörlerin öncelikli olarak özelleştirilmesinin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki ekonomik olumsuzlukta önemli katkı payı var; buna katılırım; özelleştirme sıralamasının iyi düşünülmesinin çok yerinde olacağını düşünürüm; ancak, üretkenliğe hiç katkısı olmayan, performansı çok düşük, yüzde 7 ilâ en iyisi yüzde 27 arasında çalışan işletmeleri bu koşullarda taşıyın diyebilecek bir devlet sorumlusunu düşünmek mümkün değil; bunun, ne arkadaşımın düşündüğü politikalarla ne de partisinin ekonomik mantığıyla bağdaşacağını zannetmiyorum.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 105. Birleşimi (19 Haziran 1998) tutanakları içerisinde bulunabilir.

Blog Arşivi