26 Haziran 1997 Perşembe

Uyuşturucuyla Mücadele Günü

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 2. Yasama yılı 112. Birleşimi (26 Haziran 1997)

M. CİHAN YAZAR (Manisa) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bugün, Dünya Uyuşturucuyla Mücadele Günü. Bu konuyla ilgili görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.

“Uyuşturucu bağımlılığı” terimi ülkemizde yanlış olarak kullanılmaktadır; işin esası, madde bağımlılığıdır. Dünya Sağlık Örgütü, şu ana kadar bağımlılık yapma özelliğine sahip 10 çeşit madde tanımlamıştır. Bunlar: Alkol, morfin, tütün, barbutiratlar, amfetamin, kokain, esrar, khat, halisinojenler, LSD ve uçucu solventlerdir.

Bağımlılık yapan maddeler, beynin genel depresyon ve stimülanlarıdır. Bağımlılık olayının nörolojik boyutu dışında, psikolojik, sosyal, kültürel ve genetik yönleri de vardır. Madde bağımlılığının belli bir ilaç veya ilaç grubuyla tedavisi mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, yapılan araştırmalara göre yüksekokul ve üniversite gençliğinin yüzde 4'ü uyuşturucu kullanmaktadır. Öğrenci olmayan gençlik arasında bu oran, ya eşit ya da daha yüksek düzeydedir. Sorun hem zengin hem de yoksul kesimlerde aynı biçimde tespit edilmiştir.

Altın Hilal Bölgesinden; yani, Pakistan ve Afganistan'dan Avrupa'ya; Türkiye, İran ve bağımsız devletler topluluğu üzerinden taşınan uyuşturucunun ancak çok küçük bir kısmı yakalanabilmektedir. Mafyaiçi hesaplaşmaların ilk akla getirdiği, Türkiye'de, artık, Ortadoğu'da yeniden düzenlenen dengelerle birlikte bir karapara aklama ve bavul ticaretinin yaygın bir biçimde yapılmaya başladığıdır. Burada, Türkiye'nin yıllık bütçesinden ve dışborçlarından daha büyük paralardan söz ediyoruz. Bu kirli zenginler, elbette ki, böyle bir düzeni ayarlamaya muktedir olanlardır.

Madde bağımlılığının belli bir ilaç veya ilaç grubuyla tedavisi mümkün değildir demiştim. Türkiye, 1961'de imzalanan Narkotik Uyuşturucular Sözleşmesi ile 1971'deki Psikotropik İlaçlar Bildirgesinin ve 1988 Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin tarafı konumunda olmasına rağmen, yürütmeyi gerçekleştiremiyor durumdadır. Bu ve benzeri nedenlerle, bugüne kadar sağlık personeli, sağlıkla ilgili meslek örgütleri, üniversiteler, basın ve yayın kuruluşları ile ilk, orta ve lise öğretmenleri madde bağımlılığıyla mücadele stratejisini belirleyememişlerdir.

Madde bağımlılığıyla mücadelede en önemli silah, eğitimdir; yasaklama gibi kolaycı tedbirlerin hiçbir işe yaramadığı bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır.

Türkiye'de, madde bağımlılığı sağlık sorunu haline gelmiş kişilerde teşhis, yardım, tedavi ve eğitim verebilecek merkezlere ek olarak iki kuruluş mevcuttur. Bu kuruluşlar “AMATEM” olarak isimlendirilmektedirler. AMATEM, Alkol ve Madde Bağımlıları Tedavi Merkezi olarak açıklanabilir. Bu kuruluşlardan İstanbul'da 30 yataklı bir ünite, Manisa'da da 50 yataklı bir ünite mevcuttur. Ünitelerin fazlalaştırılması, uyuşturucuyla mücadele gücümüzü artıracaktır. Manisa'da yapılan bu yeni ünite, henüz bu ay faaliyete geçmiştir.

Türkiye, ciddî bir narkotik akışıyla karşı karşıyadır. Yerel uyuşturucu kullanımı, İstanbul merkez olmak üzere, artmaktadır. Tutkaldan haşhaş ve eroine, eroinden kokaine kadar geniş bir yelpaze içindeki uyuşturucu kullanımının artması karşısında, uyuşturucunun önlenmesi, teşhisi ve tedavisi, ülkemizde çok büyük önem kazanmaktadır.

Toparlayacak olursak; Türkiye'ye çeşitli yollardan giren ve çıkan ve gençler için ciddî bir pazar oluşturmaya başladığı içindir ki, bir kısmı Türkiye'de kalan uyuşturucuya karşı etkili bir mücadele stratejisi belirlemek, bu noktadan sonra zorunlu hale gelmiştir; ancak, açıkça görülmektedir, ki kimi güç odakları, bu işten çıkar umdukları için mücadeleyi engellemekte yahut zorlaştırmaktadır.

Bu noktada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, çocukları ölen ailelere ve tüm toplumda uyuşturucudan etkilenecek insanlara bir borcu vardır...

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 2. Yasama yılı 112. Birleşimi (26 Haziran 1997) tutanakları içerisinde bulunabilir.

Blog Arşivi