26 Şubat 1997 Çarşamba

Yurtdışında bulunanların hakları

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 2. Yasama yılı 61. Birleşimi (26 Şubat 1997)

ANAP GRUBU ADINA RECEP MIZRAK (Kırıkkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşlerimizi belirtmek üzere, Anavatan Grubu adına söz almış bulunmaktayım; sözlerime başlarken, şahsım ve grubum adına, hepinizi ve ayrıca, Türkiye dışında bulunan tüm gurbetçi ve soydaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün itibariyle, yurt dışında ikamet eden vatandaşlarımızın sayısı yaklaşık olarak 3,5 milyona ulaşmış bulunmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının verdiği rakamlara göre, 25 ülkede toplam 3 milyon 370 bin Türk vatandaşı yaşamaktadır. Bu sayının yaklaşık 3 milyonu Batı Avrupa ülkelerinde bulunmakta, bunlardan da 2 milyon 100 bin gibi çok büyük bir bölümü Almanya'da ikamet etmektedir. Bu ülkeyi, vatandaşlarımızın sayısal çokluğu itibariyle, sırasıyla, Fransa, Hollanda, Avusturya, Belçika, İsviçre ve diğerleri takip etmektedir. Batı Avrupa ülkeleri dışında ikamet eden 370 bin vatandaşımız ise, yine sayısal büyüklükleri itibariyle, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Kanada ve başta Suudî Arabistan olmak üzere Arap ülkelerinde bulunmaktadır.

Bilindiği üzere, İkinci Dünya Savaşında çalışan genç nüfusun önemli bir kısmını kaybeden Batı Avrupa ülkeleri, takip eden yıllarda, ihtiyaç duydukları işgücünü, başka ülkelerden karşılamak mecburiyetiyle karşı karşıya kalmışlardır. Ekonomik faaliyetlerinin devamı için gerekli işgücü ihtiyacını en fazla hisseden o zamanki Batı Almanya, bu ihtiyacını, 1955 yılından itibaren İtalya, 1960 yılından itibaren de Yunanistan ve İspanya'dan sağlamaya başlamıştır.

Bu çerçevede, ülkemiz ile Almanya arasında 30 Kasım 1960 tarihinde imzalanan anlaşmayla, hızlı bir işgücü göçü başlamıştır. İlk üç senede Almanya'da 27 bine ulaşan Türk nüfusu, 1965 yılında 100 bine, 1971 yılında 500 bine, 1973 yılında 910 bine ulaşmıştır. Bugün itibariyle, Almanya'da, o gün ilk defa çalışmaya başlayan birinci neslin yanında, ikinci, üçüncü ve hatta dördüncü nesille birlikte, yaklaşık 2 milyon 100 bin vatandaşımız yaşamaktadır. Halen yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sayısı, ülke nüfusumuzun yaklaşık yüzde 5'ine tekabül etmektedir.

İlk önceleri, büyük ölçüde, yurt dışında çalışan Türk işçileri, bugün ise, yurt dışında ikâmet eden, yaşayan vatandaşlarımız olarak nitelendirebileceğimiz bizim insanlarımız, başlangıçtaki yalın işçi görevinin oldukça dışına taşmış, ülkemiz ekonomisine çok yönlü imkânlar sağlamaya, dışpolitikamızda da önemli yer tutmaya başlamışlardır.

1960'lı yıllardan bu yana yaklaşık otuzbeş yıl içerisinde resmî yollardan gönderilen döviz miktarı 45 milyar doların üzerinde oluşmuştur. Merkez Bankası ve diğer bankalardaki döviz tevdiat hesapları tutarı 15 milyar doları geçmiş, bunun yanında aynî olarak ülkemize getirilen her türlü makine, teçhizat ve diğer eşyalar da önemli miktarlara ulaşmıştır. Hepsinden önemlisi, o tarihlerde işçi olarak giden bu vatandaşlarımız ile bunların neslinin sahibi bulunduğu irili ufaklı 40 bini aşkın işletme söz konusu ülkelerde faaliyet göstermektedir. Dışa açılan teşebbüsçülüğümüzün öncüleri sayılabilecek bu faaliyetler, buralara yönelik ihracatımızın ciddî boyutlara ulaşmasının en önemli etkeni olmuştur. Elbette ki, yurt dışında ikamet eden, faaliyet gösteren vatandaşlarımız, Türk millî kimliğinin dışarıda gelişip güç kazanmasının da nedenini teşkil etmişlerdir. Orada doğup, orada eğitim gören gençlerimiz, ülkemizin gelişmesine katkıda bulunmakta, yurtdışı temsil görevlerini hakkıyla yerine getirmeye çalışmaktadırlar.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Anayasamızın 62 nci maddesinde aynen “Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gerekli tedbirleri alır” denilmektedir. Yurt dışında yaşayan ve ülkemiz için son derece önemli, son derece yararlı faaliyetlerde bulunan, anlam ifade eden bu vatandaşlarımız için, Anayasamızın amir hükmüne rağmen, fazla bir şey yapabildiğimizi de söylemek maalesef mümkün değildir. Âdeta kendi hallerine terk edilen, yığınla sorunlarına çözümler getirilemeyen bu insanlarımız için bir şeyler yapmanın zamanı çoktan gelmiştir. Hep onlardan istemenin yanı sıra, aynı zamanda, verebilmenin çabası içine de girilmelidir. Konuyla ilgili 100'ü aşkın sorun çözüm beklemektedir. Acil ve önemlilerinden başlayarak bir an önce ve gerçek anlamda harekete geçmenin gereği açıkça görülmelidir. Bu hususta bugüne kadar çeşitli boyutlarda çalışmalar yapılmış, sorunlar tespit edilmiş, raporlar hazırlanmıştır. Bu safhada, artık, çözüm ve sonuca gitme çabaları ağırlık kazanmalıdır. Bu noktadan hareketle, aynı zamanda, huzurunuza getirilen bu tasarı vesilesiyle çok önemli gördüğümüz bazı sorunları ile bunlara getirilmesi gereken çözümler hakkında Grubumuzun görüşlerini de açıklamak istiyorum.

Özellikle, Almanya'nın karşı çıkması nedeniyle henüz belli bir çözüme kavuşturulamayan burada yaşayan vatandaşlarımızın çifte vatandaşlık sorunu giderek önem kazanmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, ülkemize olan tabiyet bağının kaybedilmesi halinde de, yabancı statüsüne geçilmesi yönünde sorunlar çıkabilmektedir.

İnsanlarımızın yabancı düşmanlığına karşı korunarak siyasî etkinlik kazanmasının en iyi yolu, çifte vatandaşlıktır. Bu hususun, anayasasında karşı bir hüküm bulunmamasından da yararlanılarak, özellikle Almanya'ya benimsetilmesi temel politika yapılmalıdır.

Yurt dışındaki vatandaşlarımızın vatandaşlıktan çıkma izni veya tekrar geri dönme başvuruları çok uzun zaman almaktadır. Başvuruları en kısa zamanda sonuçlandıracak tedbirler bir an önce alınmalıdır.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 2. Yasama yılı 61. Birleşimi (26 Şubat 1997) tutanakları içerisinde bulunabilir.

18 Şubat 1997 Salı

Tansu Çiller hakkında meclis soruşturması

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 2. Yasama yılı 57. Birleşimi (18 Şubat 1997)

MUSTAFA BAHRİ KİBAR (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, bu Yüce Meclis çatısı altında Meclis soruşturması açılması konusundaki imza sahiplerinin “yalı çetesi”, “eski, sabık Başbakan” ve “ekip” diye adlandırdıkları Sayın Tansu Çiller hakkında vermiş oldukları Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergedeki iddialarını ve bu iddialarını dile getirirken neler söylediklerini, daha sonra, komisyonlardaki tutumlarını; kısacası, çifte standartlarını ve bu konulardaki kişisel görüşlerimi sizlere arz etmek üzere, huzurlarınızda söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclise en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sağır sultanın bile duyduğu malum olayları, burada, zaman darlığı nedeniyle, tekrarlamak istemiyorum; ancak, TEDAŞ Teftiş Kurulunun bu konuyla ilgili hazırlamış olduğu 25.12.1995 tarihindeki gizli raporuna değinmek istiyorum. Sözü edilen bu raporda, aşağıdaki hususlar açık bir şekilde belirtilmiştir: Komisyonlarda yolsuzluk yapılmıştır; bazı firmalar sahte belge kullanmışlardır; bazı firmalar da özellikle korunmuşlardır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, önerge sahiplerinden birinci imza sahibi olan bugünkü Adalet Bakanı Sayın Kazan, bu önergenin Meclis Genel Kurulunda tartışılması sırasında bakın neler söylemiştir: “Yalı çetesi olarak adlandırılan bir ekibin, Sayın Tansu Çiller vasıtasıyla, ülkenin en büyük yatırımlarını yürüten TEK ile ilgili 10 trilyon liralık bir ihalenin önceden belirlenen firmalara, çok kârlı fiyatlarla verilmesini sağlamak ve bu maksada ulaşabilmek için, Başbakanın etkisiyle, her türlü kanunî icapları hiçe sayarak, gerektiğinde bakanları, genel müdürleri değiştirerek, usullere, nizamlara aykırı olarak, devleti bir çiftlik gibi kullanması olayıdır.”

Yine, iddia sahiplerinin önergelerinde şöyle denilmektedir: “Böylece, olayların meydana getirdiği her türlü zorluğa rağmen, ekip, eski Başbakan Sayın Çiller'in her kademedeki müdahalesi, takibi, sevk ve idaresi sayesinde planını uygulama imkânını bulmuştur. Eldeki delil ve vesikalarıyla, her türlü kanun ve nizamın çiğnenmesi suretiyle gerçekleştirilen bu misal, ekibin, yalı çetesinin, Başbakan Sayın Tansu Çiller'in himayesiyle, geçtiğimiz dönemde gerçekleştirdikleri pek çok uygulamasından sadece birini göstermektedir.

Yukarıdaki özet açıklamalarımızdan da açıkça görüldüğü gibi, Sayın Başbakan, Sayın Tansu Çiller, devletin en büyük yatırımcı kuruluşlarına büyük kârlı ihaleler tanzim ettirip, bunların, her türlü kanunsuz davranışlar pahasına da olsa, belli firmalara verilmesini sağlamak; bu yolsuzlukları önlemek isteyen genel müdürü görevden uzaklaştırmak; kendisine vaki yolsuzluk ihbarlarının Başbakanlık Teftiş Kurulunca incelenmesini engellemek; TEDAŞ Teftiş Kurulu raporlarındaki açık tespitlere rağmen, ihaleleri, ne pahasına olursa olsun, yürürlüğe koydurtmak suretiyle görevini kötüye kullanmış ve devleti büyük zarara sokmuş” denilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Sayın Kazan'ın, önergedeki ve Genel Kuruldaki “yalı çetesi”, “ekip” ve “sabık Başbakan” diye isimlendirdiği Sayın Tansu Çiller ve ailesi hakkındaki sözlerine bakınız: “Önce, sadece biz Refah Partili milletvekilleri değil, tüm kamuoyu, bu tür devlet ihalelerinde, kontrolün, konutta, Özer Çiller tarafından yapıldığına ve yönlendirildiğine kani olur hale gelmişizdir. Eski Başbakan Çiller'in en büyük hatası, eşinin, devlet işlerine, özellikle tayin ve ihalelere müdahale hırsını engelleyememesi olmuştur; ama, bu zafiyet, bugünkü sonuçları doğurmuştur ve bu hususta tanıklar da var, hep Özer Beyi konuşuyorlar. Eski Başbakan Sayın Çiller'in bu olaydan tamamen haberi vardır ve bu ihaleler, yukarıdan, konuttan yönlendirilmiştir.” Burası çok önemlidir değerli arkadaşlarım. Sayın Kazan “bunda en ufak bir şühpemiz olsaydı, verdiğimiz bu önergeyi 20 gün geciktikten sonra geri alırdık. Bu hususta tanıklar da var, hep Özer Beyi konuşuyorlar. Bunlar, isimlerini ancak Komisyona verebileceğimiz tanıklardır” dedikten sonra, önergelerinin isabetli ve haklı olduğuna inanıyorlar ve Yüce Meclisten, bu önergenin kabulü lehinde oy istiyorlar.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, burada, bir hususu da parantez içinde vermek istiyorum. Bakınız, Sayın Kazan, bu önergeyi hazırlarken hukukçu milletvekilleriyle olayın detaylarını tartışıyorlar ve bu konuda önerge hazırlıyorlar ve nihayet oylama gerçekleşiyor ve o zaman istedikleri oluyor.

Değerli arkadaşlarım, gelin görün ki, muhalefette iken farklı düşüncede, iktidarda iken farklı eylemlerde olan önerge sahiplerinin bu davranışları ve ellerinde belge, bilgi ve kesin kanıtlar olduğunu iddia eden şimdiki Sayın Bakanın, ellerindeki belge ve bilgileri Meclis Başkanlığına ve TEDAŞ Komisyonuna vermeyişleri, bizleri, Meclisi yanıltarak soruşturma açtırdıkları veya Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi ortak hükümet kurduktan sonra belgeleri sakladığı yönünde düşünceye sevk etmiştir. Hal gerçekten böyle ise, birinci durumda siyasî, ikinci durumda ise cezaî sorumlulukları söz konusudur.

Değerli arkadaşlarım, üstüne üstlük, bir de, bu önerge hazırlanırken, hukukçu milletvekillerinden özel bir komisyon kurarak her şeyi incelediklerini beyan eden, Sayın Kazan ve önerge sahipleri.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 2. Yasama yılı 57. Birleşimi (18 Şubat 1997) tutanakları içerisinde bulunabilir.

Blog Arşivi