27 Mayıs 1997 Salı

Düzce'nin il olması

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 2. Yasama yılı 98. Birleşimi (27 Mayıs 1997)

MUSTAFA KARSLIOĞLU (Bolu) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bolu Milletvekili Sayın Avni Akyol'un "Kaynaşlı" adıyla bir ilçe kurulması ve Düzce'nin il olması hakkında vermiş olduğu yasa teklifinin İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınma önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, gerçekten, 1950'li yıllardan beri, bütün devlet adamları, siyaset adamları, Düzce'ye il olma sözü vermiştir. Bugün, objektif değerleri ortaya koyacak olursak, ve 67 ilden sonra, çeşitli nedenlerle il yapmış olduğumuz ilçeleri de bir araya koyacak olursak, Düzce'yi il yapmak için vereceğimiz karar ne kadarın olumlu, ne kadar objektif bir karar olduğunu göreceğiz.

Biliyorsunuz, ülkemiz, geçen haziranda, İstanbul'da, II. Habitat Toplantısını yaptı; çok da başarılı bir toplantı oldu. Amaç neydi; sağlıklı, yaşanılabilir bir çevre. Bugün, gerçekten, İstanbulumuz, birçok Avrupa ülkesinden büyük bir konumdadır, yükü artık taşıyamamaktadır ve Sakarya'yı da içine alan bir metropol haline gelmiştir. İstanbul'a yakın olan -gerek otoyolların ve gerek karayollarının ortasında- Düzce, gelişmekte olan sanayinin kaçınılmaz bir sürecine girmiştir. Bu bakımdan, bu sanayinin daha sağlıklı gelişebilmesi için, Düzce'nin il olması kaçınılmaz hale gelmiştir.

Ben Akçakoca doğumluyum; Düzce'de yerleştim, uzun yıllar Düzce'de kaldım ve Bolu'da da 19 yıl hekim olarak görev yaptım. Bugün, bir ilden bir ilçeye gideceksiniz ve o ilçeyi geçeceksiniz, dört ilçeye daha gideceksiniz; işte bu ilçe Düzce'dir. Bolu'dan Düzce'ye geleceksiniz, Düzce'yi geçeceksiniz ve dört ilçeye gideceksiniz... Böyle bir şey olamaz!.. Bu da, Düzce'nin il olmasını gerekli hale getirmiştir.

Ayrıca, Düzce hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum: Düzce, Batı Karadeniz Bölgesinde, Ankara-İstanbul otoyolunun tam ortasında, kuzey-güney arasında 37 kilometre, doğu-batı arasında 30 kilometre olan, 1 065 kilometrekarelik bir alana sahiptir; 120 rakımlı ve bir ova şeklinde olup, etrafı dağlarla çevrilidir. Tabiî ki, burada -hepiniz biliyorsunuz- iklimine değinmiyorum.

1990 nüfus sayımına göre, Düzce, merkezde 61 bin nüfusa sahip. Bugün -elimde Devlet İstatistik Enstitüsünün rakamları da var- bu rakam 100 bindir; o zaman, 156 bin nüfusunun olduğu yazılıyor; ama, burada, bir gazetemizde, Devlet İstatistik Enstitüsünün yapmış olduğu bir araştırmaya göre, bugün, Düzce'nin, köyleriyle beraber 200 bin nüfusu olduğu belirtiliyor. Nüfus yoğunluğu, 1990 yılına göre 147; zannediyorum, şimdi de 200 civarında; çünkü, Düzce, ayrıca, çok göç alan bir bölge olup, göç oranı Türkiye ortalamasının iki katıdır.

Düzce'de, son yıllarda, bildiğiniz gibi, 4 yeni ilçe oluşturulmuş. Bunlar, Gölyaka, Çilimli, Cumayeri ve Gümüşova. Şimdi, biz, bir de Kaynaşlı diye bir ilçe öneriyoruz.

Düzce'ye bağlanabilecek olan Akçakoca ve Yığılca ilçeleri, coğrafî konumları, ekonomileri ve sosyal yapılarıyla, Düzce'yle bir bütünlük teşkil etmektedir.

Düzce, köy sayısı ve gelişmiş beldeleriyle, yeni ilçeler çıkarabilecek durumdadır; ki, burada, şimdi, biz, Kaynaşlı'yı öneriyoruz.

Düzce'de, gerçek ve tüzel kişilerin işlettiği 3 bin adet orman ürünleri tesislerinde, yaklaşık 25 bin kişi çalışmaktadır. Bu tesislerde, kaplama, parke, kereste, sunta ve mobilya üretilmektedir. Bundan başka, 70 adet av tüfeği imalathanesinde 2 bin civarında işçi çalışmaktadır.

Ayrıca, geçenlerde, Japonya, Güney Kore ve İhlas Holding işbirliğiyle Türkiye'de son yıllarda yapılan en büyük yatırımlardan KİA Otomotiv Sanayiinin temeli de Düzce sınırları içerisinde atılmıştır; en kısa zamanda da hizmete girecektir.


Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 2. Yasama yılı 98. Birleşimi (27 Mayıs 1997) tutanakları içerisinde bulunabilir.

14 Mayıs 1997 Çarşamba

Dünya Çiftçiler Günü

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 2. Yasama yılı 93. Birleşimi (14 Mayıs 1997)

H. AVNİ KABAOĞLU (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 14 Mayıs, Dünya Çiftçiler Günüdür. Türkiye'de, nüfusumuzun yüzde 40-45'i çiftçilikle uğraşmaktadır. Çiftçilerimize Allah'tan bol ürün dileyerek, sözlerime, saygı ve sevgiyle başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Doğu Karadenizin büyük bir bölümünü ilgilendiren çay ürünü hakkında size bilgi sunmak ve Hükümetten çayla ilgili bazı isteklerde bulunmak için huzurunuzdayım.

Değerli arkadaşlar, çay bitkisi, Doğu Karadeniz kıyı bölgesinde, yüksekliği bin metreye kadar, 30 kilometre derinlikli bir alanda yetişmektedir. Sarp Sınır Kapısından Ordu il sınırına kadarki kıyı şeridinde, daha fazla çay tarımıyla uğraşılmaktadır. Çay üretimi, 1938 yılından itibaren, bölgede tek geçim kaynağı durumundadır. Doğu Karadeniz Bölgesinde yaşayan insanlarımızın geçimini sağlamak üzere, çay üretimi, Türkiye'de, cumhuriyetin ilk yıllarından beri, elli yılı aşkın bir sürede önemli gelişmeler göstermiştir.

Günümüzde, 767 bin dekar arazi üzerinde 201 500 çiftçi ailesi çay tarımıyla uğraşmaktadır. 4.12.1984 tarihinde çıkarılan 3092 sayılı Yasayla çay tekeli kaldırılmış; kırkdört yıl sonra, çay tarım işlemesi ve satışı serbest bırakılarak, sektör, serbest rekabete açılmıştır.

Doğu Karadeniz Bölgesinde, hem ekonomik hem sosyal hem de istihdam açısından, çay sektörü önemli olmaktadır ve bu önemi halen korumaktadır.

Değerli milletvekilleri, çay üretimi ve sanayii, bölgenin tek geçim kaynağıdır. Bölge insanı, çay bahçesine, kendi evladına bakarcasına bakmaktadır; çünkü, başka geçim kaynağı yoktur. Hayvancılık yoktur, portakal, mandalina bahçeleri, yerlerini, hemen hemen çay üretimine terk etmiştir. Çay işçilerinin çoğunun da sigortası yoktur.

Değerli arkadaşlar, çayı, büyüdüğü zaman, hemen toplamak ve çay fabrikasına teslim etmek lazım; yağmur olsun çamur olsun, çay bitkisi beklemez; işçiler, her türlü hava şartlarında, bu hasatı toplayıp bir an önce çay işleme merkezlerine götürmek mecburiyetindedirler. Dolayısıyla, bölgede yaşayan vatandaşlarımızın hemen hemen hepsi romatizmalı durumdadırlar.

Bağ-Kur tarım sigortası, bölge insanına yeterli faydayı sağlamamaktadır. Bu nedenle, bölge insanımız, sosyal güvenlik şemsiyesinden yeterli ölçüde faydalanamamaktadır. Üstelik, Bağ-Kur, çay üreticisinden, ödeyemeyeceği miktarda prim almaktadır. Çiftçi, çoğu primleri ödeyememektedir ve hacizle karşı karşıya durumdadır. Hükümetin, daha fazla karışıklıklara meydan vermemek ve ezilen çiftçimizin haklarını korumak için, Bağ-Kur'a el atması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, diğer taraftan, eğer bu sene çay fabrikasına yeni işçi alınacak ise, işçilerin istihdamında adaletli davranılmasına, hiç olmazsa kura sistemi uygulanarak spekülasyonların önlenmesine Hükümetin dikkatini çekmek isterim.

Değerli arkadaşlarım, çay üretiminde bulunan çiftçilerimize reva görülen çay fiyatları, normal şartlar altında, çiftçilerimizin geçimini sağlayabilecek durumda değildir. Yüzde 100'lere varan enflasyon karşısında, yaş çay yaprağına verilen fiyatlar, hiçbir zaman yeterli olmamıştır. Bu azgın enflasyon karşısında, çiftçilerimiz, altı yıl önceki yaşamını arar hale gelmiştir. Özellikle Rize'de, fakirleşme, önemli ölçüde hissedilmektedir. Bundan dolayı da, Rize'den göçler, hızlı bir şekilde başlamıştır; Rize'nin nüfusu, azalmaya devam etmektedir.

Bölgenin sosyoekonomik çöküntüsünü önlemek için, çay destekleme politikasının iyileştirilmesi kaçınılmazdır.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 2. Yasama yılı 93. Birleşimi (14 Mayıs 1997) tutanakları içerisinde bulunabilir.

Blog Arşivi