12 Mart 1998 Perşembe

Kuyruklar Türkiye'nin ciddi bir sorunudur

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 66. Birleşimi (12 Mart 1998)

DEVLET BAKANI IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; çok saygı duyduğumuz Sayın Lütfi Doğan önemli bir konuşma yapmıştır. Ben, kendisine, bu konuşmaya bütün ana hatlarıyla katıldığımı belirtmek istiyorum.

Hükümetimizin Sayın Doğan’ın bize tavsiye ettiği ve önerdiği doğrultuda bir çalışma içerisinde olduğunu bilgi olarak vermek ve sizlerin, bu konudaki çalışmalara her zaman, her alanda yapacağınız katkılara, eleştirilere de açık olduğumuzu belirtmek isterim.

Özellikle, Sayın Doğan’ın belirttiği Yıldız Semtindeki ekmek büfesini ve uzun kuyrukları beş altı yıldır biliyorum. Bu kuyruklar, Türkiye’nin ciddî bir sorunudur. Türkiye’de, özellikle 1994 sonrasında, bozuk olan gelir dağılımının daha da bozulmasıyla, toplam nüfusun yüzde 20’sini oluşturan en üst gelir grubu toplam gelirin yüzde 49’unu alırken, yani, Türkiye’de 200 milyar dolar gayri safî millî hâsıla miktarı var; 14-15 milyon insan, bunun 100 milyarını alırken, nüfusun yüzde 80’i de -14-15 milyon insanı 65 milyondan çıkarırsak, 50-51 milyon kişi- geri kalan 100 milyarı paylaşmaktadır. Hele, bu ekmek kuyruğunda bekleyen kişiler -toplam nüfusun en alt gelir grubu olan yüzde 20’si- gelirin yüzde 5,5-6’sını alırken, yüzde 4’ünü alır hale gelmişlerdir. Yani, bu ülkede, bir kesimin 15 bin dolar yıllık gelir düzeyi varken, bir başka kesimin gelir düzeyi 400-500 doların da altındadır. Bu, bizim açımızdan, Türkiye’nin ciddî bir problemidir. Bu problemi, ne (A) partisi ne (B) partisi oluşturmuştır.

Burada, Sayın Doğan, çok haklı olarak, bu problemin çözümünü, hangi hükümet olursa olsun, acilen halletmesi gerektiğini belirtmektedir. Bu nedenle, biz, enflasyonla mücadeleyi, birinci öncelikli mesele haline getirdik ve eğer biz bu problemi önemsememiş olsaydık, 1997 yılında Türkiye’de üretim artışı, gayri safî millî hâsılada yüzde 6-7 oldu der, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 50’lerden 55’e çıktı der, Merkez Bankası rezervleri 16 milyar dolardan 20 milyar dolara çıktı der ve ne kadar iyi işler yaptık diye kendimizin propagandasını yapabilirdik; ama, amaç, bence, propaganda ve siyaset olmamalı; amaç, halkımızın bu geçinme derdini çözmek olmalı. Bu bakımdan, bize bu uyarınıza ve insanların daha çok ekmek alabilecek şekilde satınalma gücünü artıracak bir programın disiplinle ve kararlılıkla uygulanması gerektiğine ben de katılıyorum; onun için de, mavi boncuk dağıtmamamız gerekiyor.

Ekonomik durumumuz bakımından, gerçekten, dediğiniz gibi, çok potansiyeli olan, kaynakları zengin bir ülkeyiz. Bu sıkıntıları birlikte giderme konusundaki önerinize katılıyoruz. Parlamentonun bütünü ve tüm Türkiye olarak, topyekûn, bu sıkıntıları birlikte gidermemiz ve bu ülkede kardeşliği yaygınlaştırarak, kavgaya son vererek, uzlaşarak, hoşgörü içinde bu problemleri çözmemiz gerektiği ve Hükümet olarak da, bu uzlaşma ve hoşgörü ortamının Türkiye’de oluşması ve demokrasinin kökleşmesiyle, hukuk devleti ilkeleri içinde Türkiye’nin uzun yıllar yaşayacağı sağlıklı bir yönetim ve ekonomi anlayışına sahip olacağı bir sürecin daha da kökleşeceği inancındayız. Bunun için, önerilen “israfı önleyelim” düşüncesi doğrudur. Gerçekten, köy muhtarından bizlere kadar, hepimizin, harcamalarımıza, kılık kıyafetimize, yaşantımıza dikkat etmemiz gerekmektedir. Eğer, insanlar o ekmek kuyruğunda beklerken, çok az bir grup, İstanbul’da, çok daha rahat, çok daha güzel yaşıyor ve bu, her gün ciddî bir tartışma konusu oluyorsa, bizim, ülkeyi yöneten insanlar olarak, bütün topluma örnek olmamız gerektiği konusundaki uyarıya da katılıyorum. Bu nedenle, biz, bütçe açığını aşağıya çekme ve bütçe disiplinini sağlama konusunda çok kararlı ve disiplinli bir uygulama içerisine girdik. Nitekim, 1997 yılında bütçe açığının 3 katrilyon civarında olması beklenirken, sağladığımız disiplinle, bu açığı 2,2 katrilyon düzeyinde tuttuk ve her üç ayda bir, uyguladığımız programın hedeflerini topluma sunup, o hedeflerin gerçekleşmesi konusunda halka hesap vermeyi kendimize bir ilke edindik; bununla, hem Parlamentoya hem bütün Türkiye’ye hesap vermeyi temel bir ilke edindik. Buradaki amacımız şudur: Biz, kendimizi disipline edelim, daha kararlı olalım, bu kararlılık ve disiplin içerisinde de bütçe açığını aşağıya çekerek, bütçe harcamalarında daha dengeli bir tablo yaratalım.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 66. Birleşimi (12 Mart 1998) tutanakları içerisinde bulunabilir.

Blog Arşivi