29 Nisan 1998 Çarşamba

Gurbetçilerin izin mevsimi

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 83. Birleşimi (29 Nisan 1998)

ABDULLAH GENCER (Konya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bugün huzurlarınıza, yurtdışında yaşayan gurbetçi kardeşlerimizin izin mevsimlerinin başlamak üzere olması hasebiyle, bu konuyla alakalı problemleri gündeme getirmek üzere çıkmış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şu anda, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sayısı 2,5 milyon olarak ifede edilmektedir; ancak, bu sayının 3 milyonu aşkın olduğu da değişik çevrelerde ifadesini bulmaktadır.

Bu kardeşlerimiz, Avrupa'ya, kendi geçimlerini sağlamak, ülkemize döviz kazandırmak ve Avrupa ekonomisine katkıda bulunmak üzere, bir zamanlar, imamsız, öğretmensiz ve tercümansız olarak gönderilmişlerdir; ama, yüzme bilmeyenin denize atılıp yüzme öğrenmesi gibi, onlar da, orada, kendi meselelerini çözmeye gayret etmişlerdir ve büyük ölçüde de çözmüşlerdir. Bu bapta da, kendilerini, gerçek manada, huzurlarınızda tebrik ediyor, teşekkür ediyorum.

İftiharla söyleyebiliriz ki, kepeneği, çoban değneğini ya da pulluğun sapını bırakmış gitmiş olan birinci nesil, yerini ikinci nesle bırakmıştır ve ikinci nesil, şu anda, üçüncü nesille yan yana yürümektedir. Hepimizin iftihar edebileceği bir Türkiye, yurtdışında oluşmuştur ve gerçekten, özellikleri, vasıfları olan bir Türkiye oluşmuştur. Şu anda, sadece Almanya'yı örnek verecek olursak, Alman gymnasiumlarında -ki, üniversiteye öğrenci hazırlayan okullardır- gerçekten, onbinlerce yavrumuz okumaktadır ve sadece Alman üniversitelerinde, 40 bin civarında Türk evladı eğitim görmektedir ve her birisi de, eğitim dallarında, gerçekten, arkadaşlarını sollamakta, hep ilklere oynamaktadır.

Dolayısıyla, bu insanlar oraya giderken, birinci nesil kültürsüz bir nesil olarak gitmiş; ancak, ikinci ve üçüncü nesil, gerçekten, orada, Avrupa'ya entegre olmasını bilmiş ve Avrupa'daki gerçek eğitime de kavuşmuştur. Şu anda, birinci ve ikinci nesilden, patronlar çıkmıştır. Sadece Almanya'da, yaklaşık olarak 40 bin civarında işverenimiz mevcuttur. Bu insanlarımızın -Sadece Almanya'yı söylüyorum, diğerlerini siz hesap edebilirsiniz- 125 milyar DM civarında mevcut para potansiyelleri vardır. Bu insanlarımız, her şeye rağmen, Avrupa'ya kendi kültürümüzü de götürmüşlerdir.

İşte, bu güzel insanlar, oradaki her türlü fizikî rahatlıklarına rağmen, izin mevsimi yaklaştığı zaman, kalplerinde ve gönüllerinde ılık ılık bir kıpırtının varlığını duyarlar; o da, hasret kıpırtısıdır, sılaya kavuşma kıpırtısıdır, annesini babasını, arkadaşını, eşini, dostunu, atıp gittiği değneğini, tarlasını, evini görme arzusudur. İşte, şu günlerde, bu mevsim başlıyor.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 83. Birleşimi (29 Nisan 1998) tutanakları içerisinde bulunabilir.

14 Nisan 1998 Salı

Türkiye'nin dış borçları

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 76. Birleşimi (14 Nisan 1998)

ANAP GRUBU ADINA EKREM PAKDEMİRLİ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Türkiye'nin dışborçlarıyla ilgili verilmiş olan araştırma önergesi üzerinde Grubum adına açıklama yapmak için söz almış bulunuyorum; hepinize saygılar sunarım.

Değerli arkadaşlar, her şeyden önce, maalesef, ülkemizde dışborçların anonim bir tarifi yoktur. Devlet borçları denildiğinde, Hazinenin doğrudan doğruya yaptığı borçlanma, Hazine kefaletine haiz borçlar, belediyelerin, özel idarelerin, Merkez Bankasının, kamu iktisadî teşebbüslerinin borçları, fonların borçları, özel bankalar ve özel sektörün borçları da anlaşılabilmektedir.

Avrupa Birliğinin tarifinde ise, sadece, Hazinenin doğrudan veya kefaletiyle alınan borçlarla merkez bankalarının aldığı borçlar vardır. Maastricht Zirvesinde, Avrupa Birliği ülkelerinin iç ve dışborçlarının gayri safî millî hâsılaya bölümü 0,6 oranını geçmemesi ilkesi kabul edilmiştir ve parası konvertibl olan ülkelerin iç ve dışborç ayırımı, sadece istatistik maksatlıdır. Hükümetlerin toplam borçları bütçeden ödeneceği için önemli bir parametre olmaktadır.

Bizim gibi, kalkınmakta olan ülkelerin kamu, özel ve diğer sektörlerin borçları, devlet borcu şeklinde görülmesi âdettendir. Hatırlanacağı üzere, 1979 yılında Türkiye'nin ilan ettiği moratoryum sonrası, bütün özel sektör borçlarının devlet tarafından ödenmesi istenmiş ve biz de bunu kabul etmiştik.

Ülkemizde, devlet borcu denildiğinde, en geniş anlamda bir tarif altında rakamlar verilmektedir. Halbuki, özel sektör, mahallî idarelerin dışborçları fonların kendilerinin sorumluluğunda olup, devlet borcu addedilmemelidir.

Bizde, siyasiler, iktidarda ise, dışborç tanımını Avrupa Birliğinden alır, muhalefette olduğunda da, akıl almaz bir tarif genişliğiyle, borçlu olduğumuzu, hem de dış ülkelere ilan eder.

Osmanlı Devletinin Batı'ya açılmaya başlamasıyla iç ve dışborçlarla tanışıldığını görüyoruz. Devletin gerileme döneminde toplum ihtiyaçlarını karşılamada Batı ülkelerinden geri kalması, onu, Batı'ya açılma döneminde, yabancı kaynakları kullanmaya zorlamıştır. Telgraf sisteminin kurulması, demiryolu döşenmesi, donanmanın yenilenmesi, yolcu gemilerinin satın alınması, asker ve memur maaşlarının ödenmesi dışborçlarla gerçekleştirilmiştir.

Osmanlı Devletinin dağılmasıyla, topraklarının bir bölümünde, 1922 yılında kurulan genç Türk Devleti, 1933 yılına kadar, Osmanlı Devletinin borçlarının hangi bölümünün devralınacağını müzakere etmiştir. Osmanlının son döneminde kurulan Düyuni Umumiye İdaresi, borçlarının bir kısımını tasfiye etmişse de önemli altyapı borçları, hâlâ devam etmekteydi. Demiryollarının devletleştirilmesi, karşılıklı müzakereyle sonuçlandırılmıştır.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 76. Birleşimi (14 Nisan 1998) tutanakları içerisinde bulunabilir.

Blog Arşivi