Adalet Bakanı Ergin: Adaletin güçlü olduğu yerde devlet de güçlüdür

03 Mayıs 2013 - 14:08

ANKARA - Adalet Bakanı Sadullah Ergin, adaletin güçlü olduğu yerde devletin de güçlü olacağını belirterek "Unutulmamalıdır ki hakim ve savcının temel sorumluluğu, devleti korumak, devlet fikriyle ilişkili bireysel veya toplumsal herhangi bir çıkarı gözetmek değildir. Devleti koruma pahasına hukukun çiğnenmesi, hak tanımazlıkta devletin kirli bir meşruiyet kaynağına dönüştürülmesi anlamına gelir." dedi.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 13.-14. Dönem Adli Yargı Hakim ve Savcı Adayları Kura törenine katılan Bakan Ergin, asıl büyük sınavın, büyük hayal ve hedeflere bağlanması gereken asıl maratonun, yarından itibaren başlayacak olduğunu hatırlattı. Bu büyük sınavda, ne aileleri, ne hocaları ve ne de meslek büyüklerinin fiziken yanlarında olmayacağını kaydeden Ergin, karar anı gelip çattığında, vicdanlarıyla baş başa kalacaklarını vurguladı.

"Aklın ve vicdanın rehberliğinde 'hakikati' arayacaklar; toplumun can suyu olan adaletin peşinden koşacaklar." diyen Ergin, adaletin yegane tecelligahı olan temiz vicdanların, yeri gelecek onları uyaracak, yeri gelecek gün olacak rahatsızlık verecek, yeri gelecek teskin ve teselli kaynağı olacağını kaydetti.

"ÖN YARGILARLA VİCDANIN SESİ ASLA BİRBİRİNE KARIŞTIRILMAMALI"

Sesini duymasını ve dinlemesini bildikleri sürece o vicdanın, şaşmaz bir doğrulukla onlara önderlik edecek, yol gösterecek bir akıl yargısına dönüşeceğini anlatan Ergin, "Ancak önyargılarla vicdanın sesi birbirine asla karıştırılmamalı, pekişmiş yanılgılar tecrübe sanılmamalıdır. Milletimizin kendilerinden, 'adalet' gibi büyük bir beklentisi bulunan hakim ve savcılarımız, aklın, pozitif düşüncenin, hukukun ve evrensel değerlerin peşinden asla ayrılmamalıdır. Bu fikri takibi korudukları sürece, vicdanlarının hatalı bir pusula gibi onları hukukun yolundan sarp ve tehlikeli patikalara sürüklemeyeceği muhakkaktır." diye konuştu.

Adaletin kelime anlamı itibarıyla 'her şeyin yerli yerinde olması' demek olduğunu aktaran Bakan Ergin, bunun sağlanabilmesinin ön koşullarından birisinin de yargının kendi doğal sınırları içinde işlemesi olduğuna dikkat çekti.

Hukukçu önüne gelen davalarda önceden kestirilemeyen, hiç kimsenin tahmin edemediği, kararlara imza atarsa hukukun, toplumu geliştiren değil gerileten, güven temin eden değil ürküten ve tedirgin eden bir unsur haline geleceğinin altını çizen Ergin, şunları söyledi: "Oysa hukukun üstünlüğü, sistemin, hukukçunun dahi keyfiliğinden uzak bir biçimde kendi nesnel kuralları çerçevesinde çalışabilmesidir. Yargının bağımsızlığı, hukukun sağladığı yetki ve otoriteyi hakimin istediği şekilde zimmetine geçirebileceği anlamına gelmez. Millet adına hüküm vermek üzere yetkilendirilenler, bu yetkiyi gerçekten millet adına kullanmak zorunda olduklarına dair sorumluluklarını hiçbir şekilde unutmamalıdır."

İçinden geçtiğimiz son 10 yılın Türkiye'deki yargı sisteminin imkan ve şartlarını bugün bambaşka bir noktaya taşıdığını hatırlatan Ergin, hükümet konaklarının güneş görmeyen katlarına sıkışmış, tabelalarındaki 'Adalet Sarayı' yazısı acı bir nükte gibi duran adliyelerin büyük ölçüde maziye karıştığını ifade etti.

Nicelik ve nitelik olarak yetersiz personelle, kırık dökük daktilolarla iş görülmeye çalışılan dönemlerin geride kaldığını dile getiren Ergin, Yargıya ayak bağı olan, adil ve etkin işleyişini engelleyen yapısal sorunların çözüldüğünü, ihtiyaç ve beklentilerin önemli ölçüde karşılandığını kaydetti.

"DEVLETİ KORUMA PAHASINA HUKUKUN ÇİĞNENMESİ DEVLETİN KİRLİ BİR MEŞRUİYET KAYNAĞINA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ ANLAMINA GELİR"

"Ne büyük ve modern binalar, ne gelişen teknik alt yapı ve ileri boyutta kullanılan teknoloji, ne yenilenen mevzuat külliyatımız ve ne de sayısal artışıyla mahkemeler, adaletin garantisi değildir." diyen Bakan Ergin, "Adalet; her yerde, her zaman ve her koşulda istinasız bir şekilde herkesi ilgilendiren, uygulanması, gösterilmesi, yaşanması, korunması, aranması ve uğrunda her şeyin feda edilmesi gereken müstesna bir değerdir. Adaletin güçlü olduğu yerde devlet de güçlüdür. Unutulmamalıdır ki hakim ve savcının temel sorumluluğu, devleti korumak, devlet fikriyle ilişkili bireysel veya toplumsal herhangi bir çıkarı gözetmek değildir. Onun görevi hukuku korumak, hakkı gözetmek, adaleti teslim etmekten ibarettir. Hukuk korunursa, hak yerini bulursa, devlet ve her türlü toplumsal değeri zaten korumuş, yüceltmiş oluruz. Bu nedenle olsa gerek ki; adalet mülkün, yani devletin temeli, vazgeçilmez esası olarak görülmüştür. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de istiklalin, istikbalin, hürriyetin, her şeyin adaletle kaim olduğuna işaret etmiştir. Devleti koruma pahasına hukukun çiğnenmesi, hak tanımazlıkta devletin kirli bir meşruiyet kaynağına dönüştürülmesi anlamına gelir." şeklinde konuştu.

Kararların sadece birer kağıt değil, insanların, belki de toplumların kaderini değiştiren belgeler olduğuna dikkat çeken Bakan Ergin, şöyle devam etti: "Verdiğiniz her kararda, imzaladığınız her ilamda, havale ettiğiniz her dilekçede, bir insan hikayesine, bir insanın hayatına, umut ve korkularına temas ettiğinizi unutmamalısınız. Önünüze konulacak dosyalalar, belki sizin için sadece bir iştir. Ancak o dosyalarla ilişkili hayatlar için vereceğiniz her karar, bazen ümit, bazen yeis, bazen korku, bazen de sevinçle dolu bir bekleyiştir. Bu bekleyişi adaletle tamamlamanız en büyük ve en tabi beklentidir. Her vatandaşımız, adaletin kapısını çaldığında, gönül rahatlığıyla vicdanınıza iltica edebilmelidir. Her vatandaşımız, kapınıza vardığında, hakkına erişeceğini bilmelidir. Topluma bu güveni vererek, liyakatle görevinizi ifa edeceğinizden eminiz."

(CİHAN)


Güncel