Baba Gül'den gençlere tavsiye: Asla yalan söylemesinler, çalışsınlar ve okusunlar

14 Ekim 2010 - 17:47

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün babası Ahmet Hamdi Gül, Kayseri Ulaşım AŞ'nin ''Gasteray'' bülteninde çocukluk anılarını ve iş hayatını anlattı. Baba Gül, burada gençlere tavsiyede de bulunarak, "Asla yalan söylemesinler, çalışsınlar ve okusunlar." dedi.

Ahmet Hamdi Gül, röportajında çocukluk yıllarını da anlatarak, 1926 yılında Kayseri Düvenönü Birlik Sokak'taki evlerinde dünyaya geldiğini ve 4 erkek bir kız kardeşi olduğunu söyledi. Babasının bakkal işlettiğini, boş zamanlarında babasına yardımcı olduğunu belirten Gül, "Cumhuriyet Meydanı ile Kiçikapı arası bahçeydi. Oraya develerle kervan gelirdi. Kervanlar tenekelerle gaz, un, buğday getirirlerdi. Biz de çocuktuk, gider develere bakardık. Geçimlerini sağlamak için amelelik, işçilik yapan insanlar da vardı. Bir amelenin günlük yevmiyesi 12,5 kuruştu" diye konuştu.

Çocukluk ve gençlik dönemlerinde Kayseri'de bağcılığın yaygın olduğunu anlatan Baba Gül, röportajında şu bilgileri verdi: "Bizim de bağımız vardı. Bağdan merkeplerle üzüm taşırdım. O yıllarda saat olmadığı için zamanı yıldızlara bakarak ayarlamaya çalışırdık. Bir gün bağdan şehre üzüm getirecektim. Babaannem, 'oğlum kalk, vakit geçiyor herhalde' diyerek yataktan kaldırdı. Merkebe üzümleri yükleyip yola çıktım. Şehre geldim ki, ezan yeni okunuyor. Babam evde yatıyordu. Kapıyı çaldım. Karşısında beni görünce şaşırdı. 'Bu zamanda işin ne? Daha sabah olmadı' dedi. O gün zamanı doğru tahmin edememiştik."

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün babası Hamdi Gül, annesinin ve babaannesinin ekmeği ot ateşinde pişirdiğini anlattığı röportajında, "Bağlarda odun yanmazdı. Gaz da olmadığı için rahmetli annem ve babaannem ot ateşinde ekmek pişirirlerdi. Sayılı zenginin evinde soba olurdu. Genelde evlerde iskemleler vardı. İskemlelerin ortasına mangal konulur, içine ateş konulup, ısınılırdı. Bağdan gelen odunlar mangalda kullanılırdı. Uzun kış geceleri, bağlardan getirilen üzüm, kayısı kurusu, dut kurusu ve iğde, meyve olarak tüketilir, gelen misafirlere ikram edilirdi. Elma, armut, portakal gibi meyveler çok az bulunurdu. Öyle ki, onların kabukları bile değerliydi. 8-10 yaşlarındayken hastalanmıştım. Rahmetli annem portakal kabuğunu kaynatıp, şifa olsun diye içirmişti." dedi.

Öğrenimini Bozantı ve Gazipaşa ilkokullarında tamamladığını, daha sonra Sümer Bez Fabrikası'nda açılan çırak okuluna devam ettiğini ifade eden Ahmet Hamdi Gül, iş hayatı ile ilgili de şunları söyledi:

"Kayseri'de sobacılar ve bakırcılar vardı. Sobacılar, Camikebir'in oradaydı. Bakırcılar da Kazancılar Çarşısı'ndaydı. Eski Sanayi, 1950'den sonra Osman Kavuncu zamanında kuruldu. Sobacılar ve bakırcılar buraya taşındıktan sonra kimse gitmeyince, ücretsiz otobüs seferi başlatıldı. O yıllarda 3 büyük fabrika vardı. Tayyare fabrikası, Anatamir ve Sümer bez fabrikası. 1943 yılında imtihanla Tayyare fabrikasına girdim. Vatani görevimi 1946'da Eskişehir'de yaptım. Tezkere aldıktan sonra fabrikada işe tekrar başladım. Eski sanayi kurulunca bir dükkan aldım ve 5-6 sene kiraya verdim. 1972 yılında emekli olduktan sonra o dükkanda 3 arkadaşımla birlikte tesviye, torna işi yaptık, yedek parça imalatı gerçekleştirdik."

Gençlere ne tavsiyelerde bulunacağı yönündeki soruya Hamdi Gül, şu ifadeleri söyledi: "Oğlum Macit Gül ile birlikte işyerine gidiyorum. 1948 senesinde evlendim. Eşim halamın kızıydı. 3 çocuğum var. En büyüğü Abdullah, onun küçüğü Hatice, en küçüğü de Macit. Yeni nesil gençlere okumalarını tavsiye ederim. Çalışsınlar ve okusunlar. 80 yaşıma kadar durmaksızın çalıştım. Halen oğlum Macit ile birlikte her gün işe gider, gelirim. Asla yalan söylemesinler. Yalan söyleyenden doğruluk ve dürüstlük beklenmez."


(CİHAN)


Türkiye