Başbakan Erdoğan'dan, başörtülü memura provokasyon uyarısı

08 Ekim 2013 - 16:02

ANKARA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kılık kıyafet yönetmeliğinde yapılan düzenleme ile birlikte süreci provoke etmek isteyenler olabileceği konusunda başörtülü çalışanları uyardı. Erdoğan, "Süreci provoke etmeye çalışanlar olabilir, lütfen bunları da size bırakıyorum. Bu oyuna asla gelinmesin." dedi.

Kılık kıyafet yönetmeliğindeki değişiklikle hiçkimseye imtiyaz vermediklerini belirten Erdoğan, "Tam tersine yıllarca esirgenen bir insan hakkını, bir inanç hakkını nihayet bugün hak sahiplerine teslim ediyoruz. Yıllardır öz yurtlarında garip, öz vatanlarında parya muamelesi gören bu ülkenin çocuklarına, bu ülkenin öz be öz evlatarına kendi vatanlarında özgürce yaşayacakları bir zemini, imkan ve fırsat eşitliğini sunuyoruz. Türkiye'nin yakın tarihindeki kara bir lekeyi, Türkiye'nin tarihine ayrımcılık lekesi olarak geçmiş kara bir gölgeyi kaldırıyor, sadece başörtülülerin değil, 76 milyonunun tamamının ufkunu bugün daha da genişletiyor, daha da aydınlatıyoruz. Bu kısıtlamanın kalkması sadece ve sadece bir normalleşmedir. Bu baskının, bu dayatmanın kalkması, sadece ve sadece eşitliğin tesis edilmesidir." dedi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokratikleşme paketinin 11 yılllık sürecin aşamalarından sadece birisi olduğunu söyledi. TBMM'de AK Parti Grup Toplanısı'nda konuşan Erdoğan, hükümet programında dile getirdikleri reformları da ilk iktidara geldikleri günden beri kararlı bir şekilde uyguladıklarını belirtti. Erdoğan, partisinin kurulduğu zaandan bu yana ülkedeki sorunları, dayatmaları, yasakları etraflıca tespit ettiğini, çözüm önerilerini, reform projelerini, düşünce alternatiflerini çok net bir şekilde programına koyduğunu dile getirdi.

İktidarda oldukları 11 yıl içinde defalarca reform yaptıklarını kaydeden Erdoğan, geçen hafta açıkladıkları demokratikleşme paketine değindi: "Geçtiğimiz pazartesi günü açıkladığımız paket ne bir ilktir ne de sondur; bu paket önceki reformlarımızın bir devamıdır. Bundan sonraki süreçte de bir çok güncellemeler olacaktır, bir çok bunlara ilaveler olacaktır. Bu paket içinde çözüm noktasında sürprizler olsa da ele alınan sorunlar noktasında hiç bir sürpriz yoktur. Seçim barajından tutunuz, partilere yapılan yardıma; partilere üye olma yasaklarının kaldırılmasından tutunuz, başörtüsü özgürlüğüne kadar açıkladığımız her madde, on yıllardır Türkiye'de konuşulan ve sorun olduğu herkesçe kabul edilen maddelerdir." dedi.

MUHALEFETE SEÇİM BARAJI ÜZERİNDE ÇALIŞIN ÇAĞRISI

Bu paketteki değişiklikler arasında yer alan seçim barajı konusuna değinen Erdoğan, muhalefetin sürekli barajı indirelim dediğini anımsattı. Kendilerinin de 3 tane seçenek sunduklarını belirten Erdoğan, şöyle devam etti: "Bir, ya mevcut durumla devam ederiz, evet ya da hayır ne diyorsunuz? Söyleyin. İki; gelin barajı bir günde 5'e indirelim, 5'li bölge barajları yapalım. Bu ne demek? Türkiye genelinde 110 ve bölge oluşturalım, her bölge 5 tane milletvekili çıkarsın. Sonuncusu bir teklif daha; buyurun barajın tamamını kaldıralım, sıfır. Ve Türkiye'yi 550 bölgeye ayıralım, her bölge bir milletvekili çıkarsın. 3 tane teklif, çalış üzerinde, hangisini uygun görüyorsanız gelin beraber çıkartalım, ha siz uygun görmüyorsunuz; o zaman biz oturacağız, nihai kararımızı AK Parti olarak kendimiz vereceğiz. Biz kamuoyu araştırmalarımızı ayrıca yaparız."

Partilere yardım konusundaki düzenlemeye de değinen Erdoğan, "Nihayetinde yüzde 3 barajını aşan her siyasi parti Hazine yardımından istifade edecek. Nereden buraya indirdik? Yüzde 7 idi, yüzde 7'den yüzde 3'e indirdik. Çalış senin de olsun. Barajı aş, Hazine yardımını al, kendini sevdir, al yardımı." şeklinde konuştu.

"BDP'LİLER PARTİLERİNİN KAPATILMASINI İSTİYOR"

Geride kalan 3 genel seçim, 2 yerel seçim ve 2 halkoylamasında milletin çözüm iradesine tam destek verdiğini vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Partilerin kapatılmasına bir parti özellikle karşı değil miydi? Karşıydı. Peki bu parti 26 maddelik Anasaya paketini görüştüğümüz gün niçin Meclis'i terketti gitti? Niçin partilerin kapatılmasına yönelik maddeye desteğini vermedi? Bir taraftan 'partiler kapatılmasın' diyeceksin ama önüne madde geldiği zaman da Meclis'i terkedeceksin. Bu ne samimiyetsizlik? Böyle bir doğru yaklaşım anlayışı olabilir mi? Ama bunu benim özellikle, BDP'ye gönül vermiş kardeşlerimin çok iyi bilmesi lazım. Bakın bu gönül verdiğiniz partinin yöneticileri, partilerinin kapatılmasını özellikle istiyorlar, oradan bir şey elde ederim diye bunu istiyorlar. Kapatılmayı engelleyecek böyle bir Anayasa değişikliğine evet demediler, Meclis'i terkedip gittiler. Bir şey daha söyleyeyim: Bizim içimizden de ne yazık ki 3-4 arkadaş ihanet etti, onlar da bırakıp gitti. Eğer onlar bırakıp gitmeseydi, biz yine 330'u yakalardık ve bugün partilerin kapatılması diye bir olay olmazdı, 26'ın yanında 27. madde olarak, o da çıkardı ve bu işi biz bitirmiş olurduk. Onun için, zaman zaman maalesef bu tür yaklaşımlar her siyasi partinin içerisinde olabilir, bizim içimizde de oldu, bunu da söylemek durumundayım. Çünkü bir parti kendi içinde istişarelerini yapıp, nihai kararını verdikten sonra, ona bütün mensuplarının uyması gerekir, partilerin gücü buradan gelir. Ha sen kendine çok güveniyorsan, gidersin bağımsız olursun, adımını da ona göre atarsın. Bağımsız olarak seçilir gelirsin, bildiğini okursun. Ama bu partinin bayrağı altında giriyorsan. Eğer partinin Merkez Karar Yönetim Kurulu varsa, MYK'sı varsa, grubu varsa, buradan çıkacak karara her birimiz uyduğu gün bu parti güçlüdür. Her isteyen istediğini söyleme hürriyetine siyasi partiler içinde sahip olamaz. O partinin ilkeleri var, prensipleri var. O ilkeler çerçevesi içerisinde hareket etmeye mecburdur. Zira o partiden aday olurken, ona müracaatını yaparken, 'ben sizin ilkelerinizi benimsedim, bu ilkeler çerçevesi içerisinde de de hareket edeceğim' demektir bu. Temenni ederim ki bu yanlışlar olmaz. Biz bu paketle milletimize verdiğimiz sözü tutuyoruz. Önceden vaat ettiğimiz çözümleri, şartlar ve imkanlar oluştuğu için artık hayata geçiriyoruz."

"BAŞÖRTÜ KISITLAMASININ KALKMASI SADECE NORMALLEŞMEDİR"

Başbakan Erdoğan ardından demokratikleşme paketinde yer alan kılık kıyafet yönetmelliğindeki değişikliklere değindi: "Kılık kıyafet yönetmeliğindeki değişiklikle çok canlar yakan, gençlerimize, onların anne babalarına çok ağır acılar yaşatan bir uygulama, bir karanlık dönem böylece sona eriyor. Hiçkimseye imtiyaz vermiyoruz, tam tersine yıllarca esirgenen bir insan hakkını, inanç hakkını nihayet bugün hak sahiplerine teslim ediyoruz. Bu kısıtlamanın kalkması sadece ve sadece bir normalleşmedir. Bu baskının, bu dayatmanın kalkması, sadece ve sadece eşitliğin tesis edilmesidir"

"BEN NASIL BARTHOLOMEOS'U ATAYAMIYORSAM, SEN DE BENİM ORADAKİ MÜFTÜMÜ ATAYAMAZSIN"

Paketteki bir diğer değişiklik olan Mor Gabriel arsasının Süryani vatandaşlara iadesi konusuna da değinen Erdoğan, Vakıflar Meclisi'nin dün aldığı kararın ardından gerekleşecek tapu tescil işleminden sonra bu iadenin de gerçekleşmiş olacağını dile getirdi. Erdoğan, ''Mor Gabriel Kilisesi'nin vakfına iade edilmesi...Bu çok önemli bir adımdır ve Hazine şu anda bunu devretmek suretiyle dün Vakıflar Meclis'nden de geçirerek gerçekleştirmiş oluyoruz. Şimdi tapu tescil kayıtları yapılıyor. Bugüne kadar gelenler bunu niye yapmadı, niye yapamadı?'' dğerlendirmesinde bulundu. Erdoğan, bugüne kadar yaklaşık 2,6 milyar liralık Türkiye'deki azınlıklara ait gayrimenkulleri sahiplerine teslim ettiklerini ifade ederek, şunları kaydetti: “Bizim azınlık olarak bulunduğumuz farklı ülkelerde biz mücadeleleri kolay kolay bugüne kadar kazanamadık, kazanamıyoruz. Ama biz Türkiye'de bu iş için kolaylaştırıcı bütün tedbirleri aldık ve bütün adımları atıyoruz. Bir şey daha söyleyeceğim; bazı yerlerde söylüyorum ama burada da söylemem lazım; bakıyorsunuz bazıları çıkıyor, 'Efendim, bu Ruhban Okulu meselesini halledin' diyor. Kim ne derse desin, kusura bakmayın. Bizim için Ruhban Okulu meselesi anlık meseledir. Ama biz bir şeyin iadesini yaparken, bir şeylerin de iadesini bekleme hakkına sahibiz. Nedir o? Şu anda bizim Atina'da iki tane camimiz var. Osmanlı mirası...Biri Fethiye Camii...Dedik ki 'Gelin bunu bize iade edin, biz bunun restorasyonunu yapalım.' Bakın Atina'da buraya gelen Müslümanların ibadet edecekleri bir yerleri yok. Bize kaç kez söz verdiler. 10 yıldır bu gündemimizdedir, gelen tüm başbakanlarıyla bunu hep konuşmuşumdur. Maalesef hala oyalanıyoruz. İkinci bir sorun; bunların bir yetimhanesi vardır Büyükada'da. Muhteşem bir yer...Biz hemen dava görüldü ve yetimhaneyi kendilerine teslim ettik. Hiç tereddütümüz yok. O günden bugüne daha da inşaasına başlamadılar. Üçüncü bir sorun: St Sinop Meclisi'nde, Lozan'a göre konuşuyorum, enim düşüncemi söylemiyorum. St Sinop Meclisi üyelerinin tamamıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması lazım. Yani Bartholomeus gibi... Ben Sayın Bartholomos'a şunu söyledim; 'Sen dışarıda papaz getir, biz bunları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapalım ve St. Sinop Meclisi de Lozan'a uygun bir şekilde teşekkül etsin.' Şu ana kadar 17 tane gelip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına aldığımız papaz vardır. Biz bunu da yaptık. Gel gör ki Batı Trakya'da benim 150 bin soydaşım var. Ama Batı Trakya'da benim 150 bin soydaşımın başmüftüsünü Yunan Hükümeti kendi memuru gibi atıyor. Bartholomeos'u ben kendi memurum gibi atıyor muyum? Ben nasıl Sayın Bartholomeos'u atayamıyorsam, bu hak nasıl ki Rum Ortodokslara aitse, sen de benim oradaki başmüftümü atayamazsın. Onu da oradaki benim müslüman kardeşerimin seçmesi lazım. Yani bütün bunlar karşısında ülkemden de bazı insanlar çıkıyor, işte 'biz Başbakanımıza güveniyoruz, bunu da Başbakanımız çözmeliydi.' Kusura bakma sen kimin bu noktada sözcülüğüne soyunuyorsun? Burada bir defa hak neyse buna bakacağız. Biz Sümela manastırını bunlr aiyin için açtık, öbür tarafta Tarsus'takini açtık. Öbür tarafta Van Akdamar'ı kendimiz inşa ettik ve açtık. İnsaf edin ya, bütün bunları sen yap yap, sadece gel Ruhban Okulu'nda tıkan. Onlar da gelsinler bu konuda 'evet' desinler, eş zamanlı adımları atalım. Biz buna varız. Ama eşzamanlı. Fethiye Camii'nden, diğer camiden ve başmüftü seçimini birlikte aynı zamanda yapalım, biz Ruhban Okulu'nda açarız. Bu kadar açık konuşuyorum.''

"MERAKLI OLANLAR PARTİ MERKEZLERİNİN ÖNÜNDE ANDI YAPMAYAN DEVAM EDER"

Konuşmasında Erdoğan ayrıca ilkokullarda andın okutulmasına yönelik genelgenin bugün Resmi Gazetede yayınlandığını ve yürürlüğe girdiğini hatırlattı. "Artık ilkokullarda, ortaokullarda böyle bir şey sözkonusu değil. Ama çok meraklı olan bazı siyasiler, siyasi partiler var. Zannediyorum onlar haftanın her günü partilerinin genel merkezi önünde bu andı yapmayan devam ederler." ifadelerini kullandı.

"İKNA ODALARINDA ONURLARINA DOKUNULAN KIZLARIMIZIN YARALARI ELBETTE KAPANMAYACAK"

Kıyafet yönetmeleğindeki değişikliğin de Resmi Gazete'de yayınlandığını belirten Erdoğan, Türkiye'nin tarihi nitelikte bir normalleşme adımını böylece atmış olduğunu vurguladı. Erdoğan, ardından grup salonundakileri duygulandıran bir konuşma yaptı: "Fakat ben buradan tüm başörtülü kardeşlerime sesleniyorum; süreci provoke etmeye çalışanlar olabilir, lütfen bunları da size bırakıyorum. Bu oyuna asla gelinmesin. Onun için valilerimizle bu konuda gerekli görüşmeler her şey yapılıyor, bu provokasyona gelmeden inanıyorum ki başörtülü kardeşlerim de inancının gereğini inandığı gibi yerine getirecek ve yıllardır elinden alınan bu hakkı iade etmek suretiyle bu hakkı kullanmaya başlayacaktır. Kılık kıyafet yönetmeliğindeki değişiklikle çok canlar yakan, gençlerimize, onların anne babalarına çok ağır acılar yaşatan bir uygulama, bir karanlık dönem böylece sona eriyor. Şunu burada tüm samimiyetimle vurgulamak istiyorum; hiçkimseye imtiyaz vermiyoruz, tam tersine yıllarca esirgenen bir insan hakkını, bir inanç hakkını nihayet bugün hak sahiplerine teslim ediyoruz. Yıllardır öz yurtlarında garip, öz vatanlarında parya muamelesi gören bu ülkenin çocuklarına, bu ülkenin öz be öz evlatarına kendi vatanlarında özgürce yaşayacakları bir zemini, imkan ve fırsat eşitliğini sunuyoruz. Türkiye'nin yakın tarihindeki kara bir lekeyi, Türkiye'nin tarihine ayrımcılık lekesi olarak geçmiş kara bir gölgeyi kaldırıyor, sadece başörtülülerin değil, 76 milyonunun tamamının ufkunu bugün daha da genişletiyor, daha da aydınlatıyoruz. Bu kısıtlamanın kalkması sadece ve sadece bir normalleşmedir. Bu baskının, bu dayatmanın kalkması, sadece ve sadece eşitliğin tesis edilmesidir. 76 milyonun arasına sokulan başörtülü, başı açık ayrımı ve ayrımcılığını artık ortadan kaldırıyoruz. Benim başı açık kardeşim de başı örtülü kardeşim de bundan sonra rahat rahat aynı yerde ve birlikte çalışmanın hazzına, mutluluğuna ereceklerdir. Devlet vatandaşına bakarken, muteber ve mutaber olmayan, öz evlat , üvey evlat muamelesi yapıyordu. Devlet vatandaşına bakarken bu ayrımı yapıyordu. Devlet vatandaşına yaşam tarz, kılık kıyafet, resmi tarih, resmi ideoloji dayatıyordu. Biz bugün devletin bu çarpık bakışına bir son veriyor, 76 milyonun devlet nazarında bir ve beraber olması için tarihi bir adım atıyoruz. Elbette bırakılan ve bırakılmak zorunda kalınan o okulların kaybı telafi edilemeyecek. Elbette gurbette geçen yılların, vatan, sıla, aile hasretinin telafisi mümkün olmayacak. Üniversite kapılarında, ikna odalarında onurlarına dokunulan kızlarımızın yaraları elbette kapanmayacak. Hıçkırıklarla dökülün gözyaşları elbette geri gelmeyecek. Mahkemelerde, gözaltılarda, hapishanelerde, hücrelerde tüketilen hayatlar elbette geri verilemeyecek. Titreyen elleriyle, gözlerinde damlalarla başlarındaki örtüyü çıkarmak zorunda kalan, itilen, kakılan, horlanan kız çocuklarının daha genç yaşta kırılan eğitim şevkleri elbette tamir edilemeyecek. Pencerenin kenarında okula, işe giden arkadaşını seyreden, kalbi ağlayan kadınların iç çekmeleri elbette telafi edilemeyecek. Ancak inaniyorum ki bugün başlayan normalleşme, bugün başlayan yeni demokratik özgür süreç, hepimiz, milletimiz için bir teselli, gelecek nesilller için güvence olacaktır. Bizlere, 76 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının her birine bugünleri gösteren rabbime hamd olsun. Bu demokratik ve özgür neticeye ulaşmamızda katkısı olanlara, özellikle bu insan hakkının yıllarca çileli müadelesini verenlere selam olsun. Rabbim Türkiye'ye böyle acılar yaşatmasın diyor, bu tarihi düzenlemenin hayırlı olmasını diliyorum."

UŞAKTAN KOŞARAK GELDİ, TÜRK BAYRAĞI HEDİYE ETTİ

Erdoğan, bu konuşmasını yaptığı sırada salonda duygulananlar olduğu görüldü. Erdoğan'ın konuşmasının ardından barış, kardeşlik ve demokrasi projesine destek olmak amacıyla Uşak'tan Ankara'ya koşarak gelen Akın Yeniceli kürsüye çıktı. Yeniceli, Başbakan Erdoğan'a Uşak'tan getirdiği Türk bayrağını hediye etti.

(CİHAN)


Politika