Cláudio Taffarel: Mancini, Türkiye'deki atmosferi zamanla öğrenecek

03 Aralık 2013 - 18:49

İSTANBUL - Galatasaray'ın kaleci antrenörü Cláudio André Mergen Taffarel, eski teknik direktörleri Fatih Terim'in ayrılışını kimsenin beklemediğini söyledi. Taffarel, yeni teknik direktörleri Robeto Mancini'ye ilgli de "Robeto Mancini bu ülkedeki futbol atmosferini çok iyi bilmesini bekleyemezsiniz. Bunu zamanla öğrenecektir." dedi.

Taffarel'in Galatasaray Dergisi'nde Tarık Ünlütürk'le gerçekleştirdiği söyleşinin tamamı şöyle:

"- Yıllar öncesine dönerek başlayalım, 1998 Dünya Kupası transferi sonrası Galatasaray’a transfer oldun. Türkiye’deki geleceğinin bu kadar uzun olacağını öngörüyor muydun?

Dünya Kupası’nda sonra Türk futbolu ve Türkiye ile ilgili bu kadar detaylı bir bilgim yoktu. O yüzden burada bu kadar uzun bir gelecek öngöremezdim. Ama sonrasında buraya o kadar alıştım ki ilk geldiğim günden en son bulunduğum güne kadar kendi evimde gibiydim. Sonra bir dönem biliyorsun, Türkiye’den uzak kaldım. Ama tekrar Türkiye’ye çalışmaya döndüğümde sanki buradan hiç ayrılmamış gibiydim.

- Futbolu bıraktıktan sonra restoran açmayı düşündüğünü biliyoruz, fakat futbol seni bir türlü bırakmıyor, halen var mı böyle bir proje?

Evet, futboldan sonra restoran açmak istiyordum. Kaleci antrenörlüğü ya da futbolla ilgili başka bir şey yapmayı düşünmedim açıkçası. Bir gün evde oturmuş ne yapmam gerektiğini düşünüyordum ve Fatih Terim’in telefonu geldi. Beni tekrar Galatasaray’a çağırdı. O telefon konuşmasında kendisine kaleci antrenörlüğü konusunda tecrübemin olmadığını söyledim. Ama Fatih Hoca bana Galatasaray’da bu tecrübeyi kazanabileceğimi ve iyi bir kaleci antrenörü olabileceğimi söyledi. Ve o büyük davet gerçekleşti, bu yüzden restoran fikri rafa kalktı diyebilirim. Ama bir gün tekrar gündeme gelecektir. Kafamın bir yerinde duruyor.

- Çok iyi bir kaleci olarak anıldın dünyada, finaller oynadın ama karakterin yeteneklerinden her zaman birkaç adım önündeydi. Çok iyi kaleci olarak anılmak biraz arkadan geliyordu.

Kesinlikle bu beni rahatsız etmedi, tam tersine mutlu oldum. Futbol değişik bir oyun… Sahaya çıkıyor çok iyi bir maç oynuyorsunuz ama bir dahaki maçta ise aynı performansı sergileyemeyebilirsiniz. Futbol dışındaki hayatta ise ya iyi insan olursunuz ya da kötü insan. Bu fazla değişmez. İnsanlık anlamında, karakter anlamında iyi anılmam, iyi bir aile babası olarak bilinmem beni daha fazla mutlu ediyor. Bir futbolcunun saha içinde gösterdiği performans tabii ki çok önemli ama özel hayatındaki insanlara yaklaşımı, insanların bakış açısı daha önemli. Bunlar insanlardaki karakteri oluşturuyor. Saha içinden önce saha dışında anılmak beni hiçbir zaman mutsuz etmedi. Sonradan olabilecek bir özellik değil. Bunun herhangi bir okulu yok, galiba yanınızda doğuştan getirmeniz gerekiyor. Sonuç olarak iyi insan olarak anılmak, iyi bir futbolcu olarak anılmaktan daha önemli benim için.

- Ailende baba tarafında askerlik mesleğini yapanlar varmış. Askerler ciddi görünmek için fazla gülmezler. Seni ise genelde neşeli görüyoruz. Baba tarafına biraz da uzaksın galiba.

Bütün çocuklar ailenden bir eğitim alırlar, ben de aynı şekilde anneden babadan bir eğitim aldım. Ama büyüdükçe hayatın farklı yönleriyle karşılaşıyorsunuz. Ben başıma gelen her durum sonucunda şükreden bir insanım, bu tabii bir karakter. Hayat size her gün farklı şeyler getirebilir… Bir gün basit şeyler yersiniz, başka bir gün çok güzel şeyler gelir önünüze. Söylemek isteğim her şeye hazırlıklı olarak yaşamak ve mutlu olmak lazım. Doğa da böyle bazen yağmur yağar bazen güneş açar. Bu tamamen hayata bakışınız ile ilgili.

- Saha içinden devam edelim. Genelde kaleci figürü göz önüne getirilince topa atlayan bir adam hayal edilir. Sen için çok geçerli değil, toplar daha çok üstüne mi geliyordu?

Gençliğimden bu yana aldığım eğitimde bana hep kalecinin pozisyon almasının ne kadar önemli olduğu öğretildi. Pozisyona göre iyi durursanız, vücut şekliniz iyi olursa sağ ya da sol çok fazla sıçramanıza gerek kalmaz. Kendinizi topun konumuna göre doğru ayarlarsınız bu konuda birkaç adım atmış olursunuz. Aldığım eğitimle ilgili tamamen.

- 1996-2000 ruhundan çok bahsedilir. O takım sana neler hatırlatıyor.

Aslında bu ruh sadece 1996-2000 yılları arasında olan bir enerjiden ibaret değil. Galatasaray’ın kuruluşundan itibaren bu kulüpte o ruh var. Bu sadece benim düşüncem değil, buraya gelen bütün yabancılar bunun kısa sürede böyle olduğunu anlıyor. Türk oyuncular da kesinlikle böyle düşünüyorlar. Galatasaray’da çalışmak, bu camianın başarısı için mücadele etmek çok önemli. Florya güzel bir atmosfer var. İşinize severek geliyorsunuz, herkes size yardımcı oluyor, arkadaşlık üst seviyede… Bu sadece bana karşı gösterilen özel bir durum değil. Buraya gelen herkes bunu hissediyor ve yaşıyor. İşte bu yüzden bu enerjiyi ya da ruhu her zaman burada hissedebilirsiniz. Bir de şu açıdan değerlendirmek lazım. Futbolda bazen işler kötü gider ve birileri suçlanır, bahaneler bulunur. Normal olarak değerlendirmek gerekir. İşte böyle günlerde kavgalar, tartışmaların olduğu söyleniyor. Ama burada her zaman güzel bir ruh oldu.

- O dönem yabancı sayısı azdı, şu anda takımda yabancı sayısı 10. Bu durum takım içindeki birlikteliği etkiliyor mu?

Futbol değişiyor. O zaman 4 ya da 5 yabancıydık. Takım yerli futbolculardan oluşuyordu. Biz de takım içinde Türk gibi hareket edip, o şekilde yaşıyorduk. Bunun faydalarının olduğunu söylemeliyim. Fakat gün geçtikçe kurallar değişiyor. Modern futbolda böyle bir karar alındı ve şu anda var olan kuralların eşliğinde böyle bir ortam oluştu. Takımdaki yerli oyuncuların yanı sıra Afrika’dan, Avrupa’da ve Güney Amerika’dan gelen futbolcular var. Buradaki pozitif noktaları görmemiz lazım. Böyle bir ortamda herkesin birbirinin kültürünü kurallarını öğrenmesi zaman alabiliyor. Futbolcular böyle ortamlarda sık sık özeleştiri yapmalı. Çünkü tüm futbolcuların olaylara yaklaşımı farklı olabiliyor, bu duruma iyi adapte olursanız olumlu sonuçlarını göreceksinizdir.

- Aslında Galatasaray’da işler yolunda gidiyordu. Sonra 2001 yılında takım şampiyon olamadı. Ve o rüya takım dağıldı. Yabancı ve yerli oyuncuların çoğu takımdan ayrıldı. 2001 yılında Galatasaray neden ayrıldın?

Çok da fazla açıklaması yok. Ben de zaman zaman kendime sorarım: İşler o kadar iyi giderken neden ayrıldım diye. İyi de bir yaştaydım, oynamaya devam edebilirdim. Anlam veremediğim bir sebebi de var, uzun yıllar oynuyorsunuz, bir sezon sonu geliyorlar ve kontratınızın yarısına sizi oynatmak istiyorlar. Bu sadece benim için de geçerli değildi, Ümit Davala’ya ve bazı yerli oyunculara da böyle bir teklif yapılmıştı. Yönetimin o günkü tasarrufu… Her şey iyi giderken ayrılmak ben de istemezdim. Fakat eldeki kontratı yarı yarıya indirme teklifi gelince benim de bir karar vermem gerekiyordu, ayrılmam gerektiğini düşündüm. Belki de kulüp finansal olarak zorluk içindeydi.

- Daha sonra İtalya’da döndün. Empoli’ye transferin sırasında araba bozulduğu için futbol hayatına son noktayı koyduğunuz söylenir.

Futbolu bırakmayı düşünüyordum ama yüzde yüz emin değildim. Empoli yöneticisi beni aradı. “Tekrar gel bizimle çalışmalara başla, senin bize çok yararlı olacağını ve oynayacağını düşünüyoruz” dedi. Oynamam konusunda çok emin değildim. Daha sonra tekrar futbola dönebileceğime karar verdim. Arabayla iki saatlik bir yol vardı önümde, sabah 7,30’da yola çıktım ve 9,30 gibi orada olmayı planlıyordum. Sabah ve akşam antrenmanlarına katılıp tekrar çalışmalara başlayacaktım. Araba ile giderken sorunsuz olan araba bir anda bozuldu, ayrıca belirteyim yeni model bir arabaydı. Anlam veremedim ne olduğuna… Aradım arabanın bozulduğunu ve gelemeyeceğimi söyledim ve akşamki antrenmana yetişmeye çalışacağımı da anlattım. Bir şekilde zor da olsa eve dönmeyi başardım, araba devamlı olarak stop ediyordu. Ardından bisikletle çıktık ve çocukları okula bıraktım. Tam dönerken insanın kafasına bir şey gelir ya, futbolu bıraktığıma karar verdim ve eşime söyledim, o da çok şaşırdı. Hayattan memnun olduğuma karar verdim, çocukları okula bırakmak, eşime daha çok zaman ayırmak bunların benim için yeterli olduğunu anladım. Empoli kulübünü aradım ve kararım bildirdim.

- Galatasaray’da birçok kurtarış yaptın ama Thierry Henry kafa şutu ayrı bir yerde duruyor. Birçok Galatasaraylı “o anda kupayı alacağımızı anladım” der. Senin için de geçerli mi?

Tabii ki çok önemli bir kurtarıştı ama ben o gün kaleye geçmişsem bu kurtarışları yapmak için kaleye geçmişimdir. Bence o kurtarışın ardından UEFA Kupası’nı kazandığımızı düşünmek için çok erkendi. Skor o şekilde devam ettiğinde penaltılar olacaktı ve benim açımdan daha sonuç kestirilemiyordu. Doğrusu aklıma o dakikada “kupayı kazandık, bu maç bizim…” gibi bir şey gelmedi, çok erken bir düşünce olurdu. Ama bir de şu var, o kurtarış başta takım arkadaşlarım olmak üzere birçok kimseyi motive etmiştir, ekstradan bir cesaret vermiş olabilir.

- Geçtiğimiz sezon Fatih Terim’in cezası nedeniyle yardımcı antrenörler olarak sahada takımın başında siz vardınız. Basın toplantılarında açıklamaları sen yaptın. Birinci adam olmak gibi düşünce oluştu mu bu tecrübe sonrası?

Kaleci antrenörü olmak da kafamda yoktu. Birinci adam olmayı açıkçası düşünmüyorum, kaleci antrenörlüğü benim için yeterli. Burada iyi ekiplerle çalıştım ve çalışmaya da devam ediyorum. Benim için çok iyi bir tecrübe oldu. Ama bir gün teknik direktör olmayı düşünmüyorum.

- Bir kalecinin başarısı gerekli şartları yüzdesel olarak nasıl sıralarsın? Yüzde kaç yetenek, yüzde kaç çalışma, yüzde kaç şans dersin?

Mental olarak bir kalecinin çok güçlü olması gerekiyor, kaleci soğukkanlı ve aynı zamanda rahat olmalıdır. Bunlar bence en önemlisi. Daha sonraki faktör ise çalışma. Diğer faktörler yetenekleridir. Bir kaleci ayağına hakimdir, diğeri çizgide iyidir… Yerden gelen toplarda daha iyi olanları vardır, üstün yan top savunması olan olabilir. Ama bana sorarsan bunlar dengededir. Biri daha iyiyse biri daha az olabilir. En önemli iki faktör kaleci için çalışması ve mental olarak güçlü olmasıdır.

- Muslera’nın sakatlığı sonrası kaleyi Eray devraldı. Neler düşünüyorsun Eray hakkında?

Bir önceki sorun üzerine devam edeyim. Buradaki en önemli örnek Eray. Altyapıdaydı, daha sonra aramıza katıldı, inanılmaz iyi çalıştı ve şans gelmesini bekledi. En iyi şekilde kendini hazırladı. Çok zor iki maçta kendisine şans geldi, önce Kopenhag, ardından Fenerbahçe maçlarında sahaya çıktı ve iyi performanslar gösterdi.

- Bu kadar genç ve tecrübesiz bir kalecinin kenardan gelip bu iki maçta forma giymesi onun için şans mıydı, yoksa şanssızlık mı?

Çok fazla maç tecrübesi yoktu Eray’ın. Ama kaleci olacaksınız bu maçları da oynayacaksınız. Onun için önemli şanstı. Eray kendini mental olarak iyi hazırladı. Takım olarak istediğimiz sonuçları alamadık ama Eray kalede iyi durdu. Performansının sebebi mental olarak iyi hazırlanması ve bizimle olduğundan beri maksimum şekilde çalışmasıydı.

- John Benjamin Toshack, Iker Casillas’a genç yaşlarda şans vermiş ve yıllar sonra ona atılan her topta heyecanlandığını/korktuğunu söylemişti. Kopenhag ve
Fenerbahçe maçlarını Eray kaledeyken hangi duygularla izledin?

Bu maçlarda kenardayken Eray ile ilgili buna benzer korkum ya da şüphem olmadı. Çünkü artık Eray’ı iyi tanıyorum. Uzun zamandır antrenman yapıyorum beraber. Ne kadar sakin ve rahat bir kaleci olduğunu biliyorum. Bu dönemde iyi de çalıştı. O yüzden en ufak bir şüphem yoktu. Kopenhag maçına gittik ve istediğimiz sonucu alamadık, ardından da önemli bir derbi vardı. Başka birisi olsa moral olarak çökebilirdi. Ama Eray kafa olarak maçlara kolay hazırlanabilen bir kaleci. Fenerbahçe maçında da sahaya çıkarak elinden geleni yapmaya çalıştı. Onun kapasitesini bildiğim için kenarda gayet rahattım.

- Muslera, Konyaspor maçında geri paslarda oldukça sıkıntı yaşadı. Senin dönemini hatırlayınca adeta geride bir libero gibiydin? Muslera’da bu anlamda bir eksiklik olduğu söylenebilir mi?

Nando ayak tekniği iyi olan bir kaleci. Bunu daha önce de birçok kere gösterdi. Konyaspor maçında sadece Nando değil, defans bloğumuz da pek gününde değildi. Atılan geri paslar kısa düştü ya da yavaş toplar oldu. Bir diğer geri pas bulunduğu yerden farklı bir yere atıldı. Ama bu tip maçlar yaşanabilir. Doğrusu, Nando’nun ayak tekniği ile ilgili kafamızdan bir soru işareti yok.

- Galatasaray sezon başında ligin favorisiydi fakat işler daha sonra istenildiği gibi gitmedi ve daha sonra bir teknik direktör değişikliği oldu. Sezonun geri kalanı için neler öngörüyorsun?

Futbolda her gün, her an değişikliğe hazır olmanız gerekiyor, çünkü bu sporda bu tip değişiklikler olabiliyor. Futbolcu, teknik ekip, yönetim bazında her an bir şey olabiliyor. Biz bu sezona istediğimiz başlangıcı yapamadık. Önce beraberlikler geldi, daha sonra Fatih Hoca’nın milli takım ile çalışma durumu ortaya çıktı. Bu dönem bizler olayın dışındaydık ama sıkıntılı süreçler yaşandı. Açıkçası Fatih Hoca’nın ayrılmasını kimse beklemiyordu. Göreve ise Mancini geldi. Robeto Mancini bu ülkedeki futbol atmosferini çok iyi bilmesini bekleyemezsiniz. Bunu zamanla öğrenecektir. Ama çok tecrübeli bir hoca, İtalya ve İngiltere’de yaşadıklarından sonra mutlaka Galatasaray yeni bir şeyler katacaktır. Bu tip değişiklikler bazen iki taraf için de iyi olabiliyor. Fatih Hoca milli takımla 7 senelik bir kontrat yaptı ve iyi sonuçlar almaya başladı. Bizim için de, onun için umarım her şey yolunda gider. Dedim ya futbolda bunlara hazırlıklı olmalısınız ve sonucunda olumlu yanlarını görmelisiniz.

- Türk futbolcusunun disiplin altında daha başarılı olduğuna dair bir teori var. Buna katılır mısın?

Hem Türk futbolu hakkında bu kadar bilgisi olan, hem de yıllarca Avrupa’da futbol oynamış biri olarak bu soruya iyi bir yanıt vereceğimi düşünüyorum. İtalya ile karşılaştırabilirim… Orada antrenman konusunda inanılmaz bir disiplin vardır, futbolcular kendilerine dikkat ederler. Çünkü bütün futbolcular şunu bilir, işleri sadece 90 dakika sahada oynamak değil. Saha dışında da mental olarak hazır olmalısınız. Kendinize iyi bakmalısınız, çünkü sizin malzemeniz bedeniniz. Antrenmanda yüzde yüzünüzü vermeniz gerekiyor. Birçok etken sizi 90 dakikaya hazırlıyor. Bence yurt dışında bu konuya daha hassas yaklaşılıyor.

- Ya Türk oyuncular…

Türk oyuncuları şöyle değerlendirmeliyim; kapasiteleri inanılmaz yüksek. Tek başına maç kazanabilecek o kadar çok oyuncu var ki… Ama biraz önce bahsettiğim bu mantalitenin yerleşmesi gerekiyor. Türk futbolu o zaman ivme kazanacaktır. Arda Turan örneği bu noktada öne çıkıyor. Arda burada belki tam kapasiteyle çalışmıyordu, belki dış etkenlerden kendini mental olarak tam hazırlayamıyordu. İspanya’da bambaşka bir Arda Turan var, çünkü orada Arda’ya mantaliteyi empoze ettiler ve o da bu anlayışı kabul etti. Şu anda bütün dünya onu maçı değiştirebilecek bir oyuncu olarak tanıyor. Olması gereken de buydu. Şunu da belirtiyim… İmkan anlamında karşılaştırma yaparsak, burada birçok kulübün olanakları çok geniş. Tesisleri çok güzel, sahalar iyi… Yani gelişim Türk futbolcusunun elinde. Bu kafa yapısı değiştirerek Türk oyuncusu kendi kendini disiplin altına almalı.

- Galatasaray’ın son yıllarında çok iyi kaleciler vardı. Akla gelen üç isim Taffarel, Mondragon ve Muslera… Fakat yerli kaleci konusunda Galatasaray çok şanslı değil. Önümüzdeki yıllarda yerli bir kaleci Galatasaray kalesini koruyabilir mi?

Türkiye’de çok önemli yerli kaleciler var. Mesela Rüştü, Barcelona’ya kadar gidebildi. Ben de Brezilya’dan İtalya’ya gittiğim zaman, kimse benim orada oynayabileceğime inanmadı. Brezilya’dan gidip İtalya’da forma giyeceğime inanmadılar. Ama ben bunu başardım ve arkamda onlarca Güney Amerikalı kaleci Avrupa’ya transfer oldu. Aslında bir önceki soruda da söylemiştim, Galatasaray’ın kalesine geçebilecek yerli kaleciler mutlaka var ama o isimlerin kendilerine inanması lazım, Galatasaray kalesini koruyabileceklerini inanmaları gerekiyor.

- Sana göre şu anda dünyanın en iyi kalecisi en iyisi kim?

Bence Neuer ama Muslera da dünyanın en iyilerinden biri."

(CİHAN)


Spor