Ergenekon'da 100. duruşma yarın yapılacak

10 Haziran 2009 - 14:42

Kamuoyunda asrın davası olarak bilinen ve arasında general ile akademisyen sanıkların da bulunduğu Ergenekon davasında 100. duruşma yarın yapılacak. Bazı sanık avukatları, normal şartlarda bir duruşmanın 4 ay ertelendiğini, aynı davadan yılda 3 duruşma yapılabildiğini belirterek Ergenekon davasıyla ilgili duruşmaların 30 ila 35 yıla tekabül ettiğini ifade ediyor.

İstanbul Cumhuriyet Savcılarının hazırladığı iddianamenin kabulünün ardından 20 Ekim 2008 tarihinde başlayan ve yaklaşık 8 aydır süren duruşmalar silsilesinde hala ilk sorgular tamamlanamadı. 46'sı tutuklu olmak üzere toplam 86 sanığın yargılandığı davada 15 tutuklu sanık tahliye edildi. Aralarında İlhan Selçuk'un da bulunduğu 4 kişinin savunması alınamadı. Telefon görüşmelerinde birilerinin kafasına sıkmaktan, kamuoyunun yakından tanıdığı birçok kişiye suikast yapmaktan bahsettiği ileri sürülen bazı sanıklar, konuşmalarının şakadan ibaret, saçma sapan konuşmalar, stres atmak için söylenen sözler, gayri ciddi konuşmalar ya da gerçekle uzaktan alakası bulunmayan gayri ciddi konuşmalar olduğunu ileri sürdü.

Sanıklar ile avukatların talepleri doğrultusunda iddianame, Cumhuriyet savcıları Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın tarafından davanın 3. duruşmasından itibaren okunmaya başlandı. 9 duruşma ve toplam 40 saati bulan iddianamenin okunması sırasında da ilginç anlar yaşandı.

Sanık Fikret Emek'in, annesinin evinde bulunan ve suikast silahı olarak bilinen Kanas marka tüfek ile 12 kilo TNT ile ilgili savunması dikkat çekti. Emek, Güneydoğu'da görev yaptığı dönemde bölücü örgüte ait mağara ve hücre evlerinden elde ettikleri bazı mühimmatı, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kendilerine verilen mühimmatla birlikte kullanmak amacıyla teslim etmediğini söyledi. Emek, "Kullanmak amacıyla aldığınızı söylüyorsunuz ama neden annenizin Eskişehir'deki evinde bulundu?" şeklindeki soruya ise tedavisi için geldiğini, gelen mühimmatın da özel eşyalarının arasında getirildiğini ve unuttuğunu ileri sürdü.

Telefon konuşmalarında sakal bırakıp cübbe ve şalvar giyerek istihbarat toplamak için Fatih Çarşamba semtine gittiğini söyleyen Erol Ölmez, savunması sırasında beğendiği bir hanım için Çarşamba'ya gittiğini iddia etti. Ancak ilerleyen günlerde mahkemeye sunduğu yazılı dilekçede cezaevinde unutulduğunu ileri sürüp mahkemedeki savunmasının tam tersine istihbarat topladığını kabul etti. Ölmez, bu ifadelerinin yanında helikopter kazasında ölen BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun aslında 2008 yılında öldürülmesinin planlandığını, ancak gecikme ile bu suikastin 2009 yılında gerçekleştiğini ileri sürdü. Ölmez'in bu çıkışı bazı sanıklar ile avukatlarınca "Psikolojisi yerinde değil" şeklinde nitelendirildi.

Sanık Ümit Sayın, yazılı bir basın açıklamasında, mahkemeye bir dilekçe verdiğini, bu dilekçeyi kendisini koğuş ağası ilan eden sanık Hayrettin Ertekin'in diktesi ile yazdığını ve geri almak istediğini belirtti. Ergenekon davası sanıkları arasında bir kişinin kendisini koğuş ağası olarak ilan etmesi hiç dikkat çekmezken Sayın'ın da psikolojisinin bozuk olduğu ileri sürüldü.

Sanık Muzaffer Şenocak ise çantasında bulunan ve patlayıcı olarak kullanılan Amonyum Nitrat maddesini, kurtarma ekibi olarak gittiği Kaynaşlı deprem bölgesinde bir iş makinesinin paletleri arasında bulduğunu iddia etti.

Uzun saçlarıyla dikkat çeken, Düzceli olduğunu belirterek kadınları ve silahları sevdiğini söyleyen sanık Raif Görüm'ün, "Dinimiz yasakladığı için alkol almıyoruz ama esrar içiyoruz" sözleri de oldukça dikkat çeken savunmalar arasına girdi. Telefon görüşmelerinde darbe yapmaktan bahsettiği belirtilen Yusuf Görüm, ikamet ettiği Küçükyalı Maltepe'de arkadaşlar arasında okey oyununa darbe dediklerini, okeye dördüncü aradıklarında birbirlerine telefon açarak "Darbe yapalım mı?" dediklerini savundu.

İnternet ortamında ve telefon konuşmalarında bazı kişilere sıkmaktan, Başbakan'ın da aralarında bulunduğu bazı kişilere suikast yapmaktan bahseden Vatan Bölükbaşoğlu da konuşmalarının şaka şamata olduğunu belirterek "Ben sizin yerinize olsam bana iki tokat atar, bir daha da böyle şeyler yapma diyerek gönderirdim" dedi. Bölükbaşoğlu, daha sonraki günlerde Savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in 9 oturum tahliye talebinde bulunmasının ardından tahliye edildi.

Sanık Vedat Yenerer, işyerinde ele geçirilen ve içleri boş olan 2 adet el bombası, iki adet havan mermisi ile 9 adet değişik çapta top ve uçaksavar mermisini, gazetecilik mesleği icabı gittiği savaş bölgelerinden süs olarak getirdiğini savundu. Hüseyin Görüm ile yaptığı konuşmalarda birbirlerine askeri paye verdiklerini kabul eden Kahraman Şahin de konuşmalarının boşboğazlık olduğunu öne sürdü.

-GÖRÜM'ÜN EBCET HESABI VE BAĞIRARAK YAPTIĞI SAVUNMA, MAHKEME BAŞKANINI KIZDIRDI-

Davanın en renkli siması ise, mahkeme başkanıyla yaptığı diyaloglarla Hüseyin Görüm oldu. Mahkeme başkanına "ömrümde Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra ilk kez size reisim diyorum" diyen Görüm, kimi zaman "Başkanım" kelimesini ağzından kaçırdığında defalarca özür dilediği görüldü. Diğer sanıkların savunmaları sırasında ebcet hesabı yapan Görüm, kendi savunması sırasında da belli rakamlar ve tarihlerle bazı olayları özdeşleştirmesi oldukça dikkat çekti. Savunmasında kendinden geçip vaaz veren bir hoca ya da halkına hitap eden bir politikacı edasıyla sesini oldukça yükselten Görüm'ü sık sık uyaran başkan, çözümü onu susturmakta buldu.

Duruşmalarda sesini yükselten tek sanık Hüseyin Görüm değildi. Her söz aldığında azarlayan bir tavırla sesini yükselten Doğu Perinçek da mahkeme başkanı tarafından "Hukuku sizden öğrenecek değiliz" gibi sözlerle sık sık uyarıldı. Perinçek'in parti taban kitlesinin de kendisini duruşmalarda yalnız bırakmadığı gözlendi. Zaman zaman duruşma salonuna sığamayacak kadar kalabalık gelen partililere Perinçek'in, verilen aralar sırasında hitap ettiği, hatta şunu yapan bunu yapın şeklinde talimatlar verdiği, bu da "Perinçek'in parti faaliyetlerini tutuklu olması engelleyemedi" şeklinde yorumlandı.

Doğu Perinçek gibi hukuk fakültesi mezunu olan, hatta diploma notu Türk yüksek öğretim sisteminde ilk kez 104 puan olarak tarihe geçen Kemal Kerinçsiz'in ise sanki savcılar ile mahkeme heyetini yargılar tarzda, seminer verir gibi iddianameye ilişkin açıklamalarda bulunduğu, eksikleri sıralayıp, giderilmesini istediği gözlendi. Kerinçsiz'in savunması dışında bile zaman zaman saatleri bulan açıklamalarda bulunduğu, kendi savunmasını ise 12'nci gününde bitirdiği görüldü.

Siyasetçi, avukat, gazeteci ve akademisyen olan sanıkların savunmaları da hayli uzun sürüyor. Meslek hayatında kürsüden hitap etmeye alışık olan sanıklar, savunma sırası kendilerine geldiğinde haklarındaki suçlamaların yanı sıra uzun uzun tarihten ve tecrübelerinden bahsediyorlar.

Sanıklar içinde şu ana kadar en uzun savunma yapan kişi ise Kemal Kerinçsiz. Tutuklu olarak yargılanan Kerinçsiz 12 gün süren savunmasıyla şu ana kadar en uzun süre konuşan sanık olarak tutanaklarda yerini aldı. Doğu Perinçek ise toplam savunmasını 5'inci gününde tamamlamıştı.

Duruşma sırasında en kısa ifadeyi ise Zeki Yurdakul Çağman, Tuğrul Derme, Tanju Okan, Ayhan Çelik, Raif Görüm, gibi tutuksuz yargılanan sanıklar ise sadece "Suçlamaları kabul etmiyorum" diyerek savunmalarını birkaç dakika içerisinde tamamladı.

Pek çok kişinin zaman zaman gelip izlediği duruşmalarda ise ilginç olaylarla karşılaşıldı. Çoğunun Ergenekon davasına kadar hiç cezaevine hatta adliyeye gitmediği anlaşılan bu kişiler yargılanan sanıklara destek için duruşmalara geldiğini açıkladı. Ancak duruşma salonunda kimi sanıkların çapraz sorgusunda hazır bulunan kişiler sanıkları alkışlayıp sözlü destek verince mahkeme başkanı tarafından "Burası stadyum değil" gibi sözlerle uyarıldı. Hatta kimi zaman bu nedenlerle duruşma salonundan çıkarılan oldu.

-İLK DURUŞMALARDA İZDİHAM YAŞANDI-

Davanın görülmeye başladığı ilk günlerde mahkeme salonunu dolduran avukatlar ile seyirciler ayakta kalınca mahkeme heyeti tarafından bazı tedbirler alındı. Mahkeme salonunun hemen yanında yer alan bekleme bölümü de salona dahil edildi. Hem duruşmaların görüldüğü hem de sonradan salona dahil edilen bölüme iki plazma ekran konularak dinleyicilerin olup bitenleri izlemesine imkan sağlandı. Ancak bazı avukatlar kendilerine ayrılan bölümde oturacak yer bulamayınca bir sanığın en fazla üç avukatının duruşma salonuna girmesine izin verildi.

Duruşmalar ilerledikçe, savunmalar uzadıkça davaya olan ilgi azaldı. Özellikle Kemal Kerinçsiz'in 12 günlük savunması sırasında sadece kendi avukatlarıyla İP'li bir iki avukatın duruşmaya katıldığı gözlendi. Sanık Kemal Alemdaroğlu'nun avukatı olan ve döneminde Susurluk davasında karar veren mahkeme heyetinin Başkanlığına da yapan avukat Metin Çetinbaş'ın 2'nci haftayı bulan savunması sırasında da durum farksızdı. Salonda İP'li iki avukat haricinde kimse yoktu.

Özellikle İP'li sanıklara destek büyüktü. Partili gruplar, 8-10 otobüs ile konvoy oluşturup, Perinçek ve diğer İp'li sanıklara destek verdi. Sami Hoştan'ın kardeşi Sedat Hoştan, Halil Behiç Gürcihan'ın nişanlısı, Muzaffir Tekin ile Veli Küçük'ün eşi neredeyse her duruşmaya katıldı. Tutuksuz sanık Güler Kömürcü Öztürk ise kendi sanıklığından ziyade tutuklu olan eşi Mehmet Zekeriya Öztürk'e destek vermek için her duruşmada hazır bulundu. Güler Kömürcü, Zekeriya Öztürk'ün tutuklanmasından sonra cezaevinde evlenmişti.

-OTURUMLARDAN DETAYLAR-

Uzayan duruşmalar sırasında sanıklar ile avukatlar, ilginç görüntülere sahne oldu. Tutuklu olduğu ve dışarı çıkamadığını bahane ederek ima yoluyla namaz kılan, tırnağına oje süren, sipariş vererek getirdiği bir poşet tespihi diğer sanıklara dağıtan, oturduğu yerde küçük kitapçık halinde Kuran okuyan, açlık grevine giren ama diğer sanıklar tarafından cebine bisküvi konulurken görülen hatta sanık bölümünde Paskalya Yortusu ya da evlilik yıldönümlerini kutlayan sanıklar oldukça ilgi çekti. Sanık avukatlarından bazıları ise duruşmalar sırasında kendilerine ayrılan bilgisayarlarda resimler çizerken gözlendi.

Sanıklardan Hüseyin Görüm'ün sık sık söz dahi almadan yerinden ve yüksek sesli müdahalelerine Başkan Köksal Şengün çoğu zaman sabırlı davranmasına rağmen bazen da sert tepkiler verdi. Başkan'ın, bir ara "Çık dışarı" dediği Görüm, birkaç duruşma boyunca mahkemeye katılmadı. Uzun süre sonra duruşmaya gelen Görüm'e Başkan Şengün'ün, "Özlettin kendini" demesi de salonda gülüşmelere neden oldu. Telefon görüşmelerinde devamlı birilerini öldürmekten, ceza kesmekten bahseden sanıkların, "Biz bunları laf olsun diye, şaka diye, stres atmak için konuştuk" demesi karşısında Başkan Şengün, "Biz kafamızı rahatlatmak ve stres atmak için Fenerbahçe-Galatasaray'dan filan bahsederiz. Siz hep adam öldürmekten bahsederek mi rahatlarsınız? İyi ki de şaka yapmışsınız" çıkışında bulunması da manidardı.

68"liler Birliği Vakfı Başkanı Sönmez Tarkan, tiyatrocu Levent Kırca, Ressam İbrahim Balaban, Atatürkçü Düşünce Derneği eski Başkanı Ertuğrul Kazancı gibi isimlerinde aralarında yer aldığı aydınlar, zaman zaman izleyici olarak duruşmalara katıldı. Duruşmaları aydınların yanı sıra zaman zaman İstanbul Barosu'ndan temsilci avukatlar, milletvekilleri ve yabancı gazetecilerde izledi.

Duruşmalar başladığında salonun yetersizliği, sanıklar ile avukatların talepleri doğrultusunda Mahkeme Başkanı tarafından Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü'ne yazı yazılarak daha insani bir ortamın sağlanması talep edilmişti. Müdürlük ise Silivri cezaevi sınırları içerisinde adı spor salonu olarak konulan bir binanın, gerektiğinde mahkeme salonu olarak da kullanılması amacıyla yapımına onay verdi. Kaba inşaatı biten binanın, ikinci iddianamenin ilk duruşmasının yapılacağı 20 Temmuz günü kullanıma açılacağı öğrenildi.


Türkiye