Hakem yanlış düdük çaldığını hisseder

16 Mart 2010 - 22:09

Recep Ankaralı ile Murat Biricik, 2010 FIBA Dünya Şampiyonası'nda bir ilki gerçekleştirecek ve iki Türk hakem aynı şampiyonada düdük çalacak. Tecrübeli iki hakem, A Milli Takım'ın dev organizasyonda başarısının Türkiye'ye yeni bir ivme kazandıracağını söyledi.

Türkiye 28 Ağustos-12 Eylül 2010 tarihleri arasında 2010 FIBA Dünya Basketbol Şampiyonası'na ev sahipliği yapacak. Bu tarihi organizasyonda mücadele edecek A Milli Basketbol Takımı yanında 2 hakem de görev yapacak. Recep Ankaralı ile Murat Biricik, Türk basketbolu adına bir ilki gerçekleştirecek ve bir Dünya Şampiyonası'nda ilk kez iki Türk hakemi görev yapacak. Türk basketbolunun iki tecrübeli hakemi ile hem kariyerleri, hem hakem camiası hem de dünya şampiyonası üzerine önemli açıklamalar yaptılar.

2010 FIBA Dünya Şampiyonası'nda başarının Türk basketboluna yeni bir ivme kazandıracağını belirten Recep Ankaralı ile Murat Biricik, basketbol hakemliğinin futbol hakemliğinden daha zor olduğundan, hakemin yanlış düdük çaldığını hemen hissettiğine kadar bir çok çarpıcı açıklama yaptı. Türk basketbolunun iki tecrübeli hakeminin röportajının ayrıntıları şöyle;

- Hakemlik kariyerlerinizi anlatır mısınız?

Recep Ankaralı: Basketbol oynuyordum, ama basketbolcu olamayacağımı anlayınca hakem olup camianın içinde kalayım dedim. Bir ağabeyim vardı; Sebahattin Berber, o aracı oldu. 1989'da açılan kurs ile hakemliğe başladım. Ondan sonra yavaş yavaş ilerledik. 1995'te uluslararası hakem oldum. Yani hakemlikteki 21. yılımdayım.

Murat Biricik: Spor Sergi Sarayı'nda okuldan boş kalan zamanlarımda 1.Lig maçlarında yer siliciliği yapıyordum. Alt yapılarda yıldız ve genç takımlarda oynuyordum, Pertevniyal'deydim. Babamın işi dolayısıyla oyunculuğu bıraktıktan sonra, dönemin federasyon asbaşkanının önerisiyle hakemliğe başladım. İstanbul'da kurs olmadığı için o zaman Edirne'deki kursa katıldım. Kursu bitirip İstanbul'a döndüm ve burada hakemliğe başladım. Yıl 1991'di. O zamanlar klasman yoktu. Bölge maçları yönetmeye başladık. Aynı zamanda masa hakemliği de yapılıyordu. 1992'de bölge hakemi oldum, 1993'te Turgay Demirel'in Basketbol Federasyonu Başkanı seçilmesiyle klasmanlar getirildi. Ben de A klasmanı olarak belirlenip hakemliğe üst klasman hakemi olarak başladım. 1996'da da FIBA hakemi oldum.

- Beklentileriniz nelerdi hakemliğe başlarken, nereyi kendinize hedef seçmiştiniz?

Recep Ankaralı: İlk başladığımda öyle bir hedef yoktu. Sadece basketbolun içinde kalayım istiyordum. Ama Kadir (Özçelik) abi o zamanlar bize çok yol gösterdi. İlerisi olabileceğini 1990 yılında anladım. O zamanki hedefim öncelikle 1. Lig'de maç yönetmekti. 1991'de 1.Lig'de ilk maçımı yönetim. Orada yönetmeye başlayınca bir hedef koymazsan ileriyi göremediğini anladım. Yeni hedefim uluslararası hakem olmaktı. 1995'te bu gerçekleşti. Ondan sonra diyorsun ki, en üst organizasyonlarda görev alayım. Bu bende "kısa vadeli hedef", "uzun vadeli hedef" düşüncesine dönüştü.

Kısa vadeli hedef, her zaman o günkü maçı iyi yönetmek. Uzun vadeli hedef, bir sonraki amaca yönelme. Kademe kademe ilerleme. Mesela uluslararası hakem olduğumda kendi kendime dediğim, acaba 1 tane Avrupa kupasında final yönetir miyim gibi. 1997 senesinde Roncetti Kupası'nda ve Koraç Kupası'nda final yönettim. Sonra Final-Four dedim, 2 defa Final-Four'a gittim. Hedef Avrupa Şampiyonası'na yöneldi, 1997'de Barcelona'daki, 1999'da da Paris'teki şampiyonalarda düdük çaldım. Dünya Şampiyonası hedefi koydum, 2006'da Japonya'daki şampiyonaya gittim. Ev sahipliği yapacağımız 2010 Dünya Şampiyonası ikincisi olacak inşallah. Şimdi sırada olimpiyatlar var. Olimpiyata gidip düdük çalabilir miyim diye yeni bir hedefim var. Kısa vadeli hedefler hiç değişmiyor ama uzun vadeli hedefleri hep güncellemek gerekiyor. Tabii uzun vadeli hedeflere ulaşmak için, kısa vadeli hedefteki günün maçını iyi yönetmek zorundasın. 2 sene önce şunu yapmıştım demek yetmiyor, bugünkü maçı iyi yönetmezsen o maç geçmişte kalıyor ve hiçbir önemi olmuyor. Olimpiyatta da düdük çalarsam gönül rahatlığı ile hakemliği bırakabilirim.

- İyi bir hakem ne gibi özelliklere sahip olmalı?

Recep Ankaralı: Kabiliyet konusu genelde oyuncular için kullanılır. Yalnız ben hakemliğin de, insanın genlerinden mi denir bilmiyorum, içinde bir hakemlik kabiliyeti olması gerektiğine inanıyorum. Ondan sonra oyunun kurallarını bileceksin. Bu da 300 sayfalık bir kitapta. Bu kitabı kime versen okur. İngilizce kural kitabının içindeki farklı kelime sayısı 365. Bu iş sadece kuralları öğrenmek değil. Oyunu bilmek lazım. Bu nasıl olabilir. Bazıları diyor ki; oyunculuktan gelen avantajlı, çünkü oynamış. Olabilir. Ama dediğim gibi içgüdüsel olarak insanın bir kabiliyeti olması gerekiyor. Ondan sonra mesela bu işe ilk başladığında daha gergin oluyorsun. Hakem otoriter olacak falan diye düşündüğünde sert oluyorsun, ama sahaya çıktığın zaman anlıyorsun ki bazı şeylerde oyuncuları, antrenörü, seyirciyi anlaman gerekiyor. Yani sırf kitabı okudum, burada böyle yazıyor ben düdüğümü çaldım bitti ile olmuyor bu iş. Oyunun ruhunu hissetmek lazım.

Murat Biricik: İyi bir hakemin her şeyden önce iletişim yönünden sağlıklı olması gerekiyor. Herkes ile düzgün bir iletişim kurabilmeli. Kural bilgisi, diğer hakemlik yetenekleri tabii ki olması gerekenler. Hakemlik bilginiz ve tecrübenizle, belirli bir süre sonrası kabul gördüğünüz, o güveni verdiğiniz sürece, bazı şeyleri artık konuşmanıza gerek kalmadan sahada bir bakışla bile karşınızdakine anlatabiliyorsunuz. Bir başka deyişle siz de bunu aynı şekilde kolayca anlıyorsunuz. O yüzden senelerin getirdiği tecrübeyle, karşılıklı güven ve yaptığınız işe verdiğiniz ciddiyet iyi hakemlikte en büyük etkenlerden.

- Yeni hakem olacaklara neler önerirsiniz?

Murat Biricik: Son dönemde yeni hakem olacaklar çok acele ediyorlar. Hemen üst seviyede yer almak istiyorlar. Bizim zamanımızda 2-3 sene sonra 1. Lig'de maç yöneteceğim diye bir beklentimiz yoktu. Ben hakemliğe sevdiğim için, hakem olmak istediğim için başlamıştım. Klasman hakemi olduğumda da gerçekten bir nevi biraz da şaşkınlık geçirmiştim. Çünkü sevdiğim bir işi yapıyordum ve bunu yerine getirirken iyi yaptığımız dışarıda başkaları tarafından da görülüp değerlendirilmişti. Bir tabir vardır, çık işini yap gerisine karışma. Hakemlikte de bu böyle.

- Futbol hakemliği mi zor, basketbol hakemliği mi?

Recep Ankaralı: Kesin olarak basketbol hakemliği zor.

Murat Biricik: İkisinin de kendine göre zorluğu var, ama anlık karar verme yönünden basketbol hakemliği daha zor.

- Neden daha zor?

Recep Ankaralı: Zor dedim, ama futbol hakemliği yapmadığım için bilmiyorum. Yine de şöyle düşünüyorum; öncelikle karar verme açısından futbol hakemleri bizden daha fazla zamana sahipler. Futbolda top gidiyor hakem avantaja bırakıyor, oyuncu topu kaybedince hakem düdüğü çalıyor, üç saniye sonra. Bizde anında çalmak zorundasın. O reaksiyonu kaçırdığın zaman, saniyeden bile az süre geç düdük çaldığın zaman, problem yaşıyorsun. Tabii futbol hakemliğinin tek kötü yanı bize göre, yaşadığı baskı kısmı. Medyada yazılanlar, seyircilerin yaptığı baskı bizden daha ağır. Ama kural olarak onların futbolun kural sayısı bizim kural sayısının dörtte biri. Oyun kuralları açısından bence basketbol hakemliği daha zor.

Murat Biricik: Bana göre futbol hakemliğinin zorluğu toplumda herkesin hakemliği biliyorum edasıyla hakemden daha çok hakem olmaya çalışması. Ama baktığımız zaman anlık karar verme yönünden basketbol hakemliği daha zor. Çünkü bizde düşünme, bekleme süresi yok. Futbol hakemine baktığımız zaman pozisyonu görüyor, yorumluyor düdüğü ağzına götürüp çalıyor. Bizde düdük ağzımızda ve saniyenin belki 10'da biri veya yarısından az bir sürede görüp, yorumlayıp, karar verip aynı anda da düdüğü çalmamız gerekiyor.

- Türkiye'de maç yönetmek mi daha kolay yoksa yurt dışında yönetmek mi? Türkiye ile yurt dışındaki maçlar arasında ne gibi farklar var?

Recep Ankaralı: Oyun olarak hiçbir fark yok. Zaman zaman basketbol kalitesinin daha iyi olduğu veya daha kötü olduğu maçlar oluyor, ama yurt dışındaki maçlarda daha rahat ediyorsun. İngilizce dışında konuşuyorlar ve anlamıyorsan, daha kolay oluyor. Çünkü bazı şeyleri anladığın zaman tepki vermen gerekiyor, vermediğin zaman kafan takılıyor.

Yurt dışındaki maçları yönetmek buradakilere göre daha kolay. Kafama su şişesi atılsın, yada para atılsın dışarıda böyle şeyler başıma gelmedi mesela. İspanya'da kötü bir düdük çalıyorsun kaldırıyor herkes beyaz mendilleri ve sallıyor. Protesto olarak 8 bin kişinin beyaz mendil sallaması mı hakemi daha çok etkiler 5 tane bozuk para atılması mı… İnanılmaz görüntü. Düşünsenize faul çalıyorsunuz yanlış ve 8 bin kişi mendil sallıyor, acayip bir baskı esasında.

Murat Biricik: 7 sene Avrupa'da yaşadım. 2001 Avrupa Şampiyonası'ndan sonra eş durumundan dolayı Almanya'ya yerleştim, 7 sene orada hakemlik yaptım. Tabii ki ülkenin kendine göre farklılıkları var. Ama diyebilirim ki Almanya'da yaptığım hakemlik de zevkliydi. Çünkü oradaki organizasyon yapısı farklı. Mesela seyirci sadece takımıyla ilgileniyor. Antrenör sadece takımıyla ilgileniyor. Oyuncular açısından bakınca, sezon başında koyulan belli kurallar var ve herkes o kuralların nerede nasıl uygulanacağını bildiğinden dolayı hakemle çok fazla tartışmaya girmiyorlar. NBA çok uç bir nokta, ama Almanya'da herkes işini yapıyor, buna oyuncu da, antrenör de, seyirci de dahil ve hakeme de çok fazla iş düşmüyor.

- Hakemi sahada ne zorlar veya işini ne kolaylaştırır?

Recep Ankaralı: Hakemlik evrelerine göre değişiyor. 19 yıldır, 1.Lig'de maç yönetiyorum. 17-18 yıl öncekiyle şimdiki çok farklı. Diyorlar ya hayatta para ile alamayacağın tek şey var, tecrübe. Babamız bize nasihat eder, "Benim başımdan şöyle bir şey geçti, sen yapma." Dinlemeyiz ama biz başımıza gelir, öğreniriz. Sonra biz çocuğumuza söyleriz. Tecrübe için yaşamak gerekiyor. O zamandan bugüne tecrübe çok farklı. Bundan 17-18 sene önce daha yenisin ve daha tedirgin oluyorsun. Ama şimdi çok önemli şeyler var. Bir tanınabilirlik. Bu tanınabilirlik derken medya tanısın değil, takımların, oyuncuların seni tanıması. İki kabullenilebilirlik. Bu da takımların oyuncuların seni kabullenmesi. Bu da neyle, tecrübeyle, geçen zamanla ilgili bir şey. Takımlar ve oyuncular seni kabullenirse, mesela iyi hakem diye, sana sahada güvenmesi çok kolay olur. Bir başka konu, onlarla olan ilişkilerinde iki tane yol vardır. Bir çok sert olursun, devamlı düdük çalarsın. Bu bir yöntem mesela, böyle de kontrol altına alırsın maçı. İki, diyaloglarla kontrol edersin. Şimdi benim genelde edindiğim tecrübe, diyalogla çözmeye çalışırsan işlerini; eğer oyuncular, antrenörler seni kabul ediyorsa çok kolay. Bu benim için böyle en azından. Ben şimdi 5-6 yıldır çok rahat ediyorum. Çünkü genelde diyalogla çözmeye çalışıyorum, gerektiği zaman sert de olmaya çalışıyorum, ama en önemli şey, altın nokta bu kabullenilebilirlik. Takımların, oyuncuların, hatta seyircilerin hakemlere güveni, inancı varsa çok kolay oluyor. O yüzden diyorum ya tecrübe önemli diye.

Yeni bir hakem maça çıktığında çok daha fazla zorlanır. Bizde öyleydik 18 sene önce. Çıktığımız zaman bizi tanımıyorlardı. Bir düdük olurdu, öbür hakem bile çalsa sana gelir itiraz ederler. Ama zaman geçtikce, tecrübe kazandıkca, onlar seni kabullendikçe rahat ediyorsun. Bu sefer sahaya çıkıyorsun, sana inandığı için gelmiyor, gidiyor genç adama itiraz ediyor. Bu hayatın döngüsü, zamanla ilgili bir şey. Tecrübe kazandıkça kolaylaşıyor.

Murat Biricik: Oyuncuların ve seyircilerin tepkisi vardır, ama bir kere niyet önemli. Oyuncular ve kenar yönetim iyi niyetli oldukça bu hakemlerin işini çok çok kolaylaştırır. Tabii ki sahaya çıktığınız partneriniz de önemli. O yüzden MHK'nin koymuş olduğu direktifler doğrultusunda maç öncesi konuşmayı çok iyi yapmak gerekiyor. Sahaya hakem çıkan insanların fikir ayrılığına düşmemesi lazım. İyi niyet, hakemin sahadaki işini yüzde 50 kolaylaştırıyor.

- Maça çıkmadan önce nasıl hazırlanıyorsunuz, sahaya çıkarken bir uğurunuz var mı?

Murat Biricik: Tebligatı alınca maç planımızı yapıyoruz. Maç günü de diğer hakem arkadaşlarla buluşup, karşılaşmadan 1.5 saat önce salonda oluyoruz. Maç konuşması yapıyoruz. Isınmaya çıkıyoruz. Isınmadan sonra kendimizi psikolojik olarak hazırlamaya çalışıyoruz. Bir uğurum yok, ama son 3 dakika çalınca 1 dakika konsantrasyonu sağlamak için kendi kendime terapi yapıyorum.

Recep Ankaralı: Hiçbir şey yok, ama sahaya çıktıktan sonra son 3 dakika kala gözlerimi kaparım ve dua ederim. Onun dışında uğur getireceğine inandığım şeyler yoktur. Mesela eski hakemlerimizden birinin orta sahayı sağ ayakla geçeyim diye bir uğuru vardı.

- Kritik bir maça atandığınızda stres ya da baskı oluyor mu? Kendinizi o zaman nasıl hazırlıyorsunuz?

Recep Ankaralı: Her maçın bir normal hazırlanma şekli var. Hakemin fizik kondisyonu olacak ama ben hakemin önce kendini mental olarak, kafa olarak hazırlamasına çok inanıyorum. Ben genelde şöyle yapıyorum. CD seyrediyorum. Lig maçım cumartesi günü ise mutlaka Çarşamba veya Perşembe günü -Avrupa kupası maçım varsa yurt dışında, yanıma alırım CD'yi- takımların bir veya iki hafta önce oynadıkları maçları seyrederim. Bunun ne faydası oluyor… Oyuncuların sahada yaptıkları, oynadıkları setler, bunlara çok dikkat ederim. Ondan sonra kendimi kafa olarak hazırlarım. Bu hazırlık bu maç nasıl biter diye değil, sahada ne olabilir diyedir.

Öncelikle hakem her şeye hazırlıklı olmak zorunda. Onun için de sahaya çıkacak oyuncuların, antrenörlerin, yardımcılarının, herkesin davranışını bilmeli. Yalnız bu ön yargılı olmak demek değil. Örneğin "X" her zaman bunu yapar diye değil, "X" bunu yapabilir, ben hazırlıklı olmalıyım diyedir. O yüzden de "A" ile "B" takımının maçı mı var, mümkün olduğunca onların maçlarını seyrederim. Maç cumartesi ise cuma günü akşam evden dışarı çıkmam. Eğer seyahat ile maçın olacağı yere gideceksem, orada da otelden dışarı çıkmam. Hakem kafa olarak kendini maça hazırlarsa gerisi daha kolay oluyor.

- Maça çıkmadan önce hakemler neler konuşursunuz?

Recep Ankaralı: MHK'nin gereği maç öncesi konuşmamız var. Salona 1.5 saat önce gidiyoruz. Bu sürede yaptığımız şeyin iki kısmı var. 3 hakem oturuyoruz ve konuşuyoruz. Öncelikle işin teknik kısmı ele alınıyor. Mekanikte, top şurada iken şurada duralım. İkinci kısmında da genelde işin atmosferini konuşuruz. Örneğin; salon dolu düdükler duyulamayabilir veya salon bomboş. Salon boş oldu mu şöyle bir sıkıntı oluyor. Biri kenardan "Ne oluyor?" diyor, herkes duyuyor sanki böyle büyük bir infial varmış gibi gözüküyor. Bunları konuşuruz, kendimize göre. Mesela "Aman dikkat edin, 8 numaralı oyuncu, 9 numaralı oyuncu pick and rollda şunu yapıyor, bunu yapıyor", "Ribaunda dikkat edelim, araları görelim." Kim nerede görecekse. Yanlış anlaşılmasın ama biz maç oynanmadan içeride oynuyoruz karşılaşmayı. Bu da beklenmedik , olabilecek şeyleri beklemek anlamında. Eğer hiçbir hazırlık yapmadan maça çıkılırsa her şey olabilir ve siz hiçbir şeye hazırlıklı olmadan çıkarsanız, geç reaksiyon verirsiniz, sıkıntı yaşarsınız. Maç öncesi konuşmamız aşağı yukarı 25 dakikayı bulur. Avrupa maçlarında da bu böyledir.

- Hakem yanlış düdük çaldığını hisseder mi?

Recep Ankaralı: Hemen. Hakem yanlış düdük çaldığı zaman herkesten daha önce bilir. Yüzde 90 yanlış çaldığını hisseder. Atıyorum, bir maçta 5 tane yanlış düdük çalıyorsa 4'ünün yanlış olduğunun farkındadır. Belki 1 tanesinin farkına varmaz. Çaldığı an hisseder yanlış olduğunu.

- Dünya Şampiyonası'nda görev yapacak hakemler arasında yer almak için gereken kriterler neler?

Recep Ankaralı: Avrupa Şampiyonası'nda eğer ülken şampiyonaya katılıyorsa her katılan ülkeden 1 hakem davet ediyorlar. Ama Dünya Şampiyonası'nda böyle değil. Japonya'daki Dünya Şampiyonası'nda da böyleydi, 40 hakem seçiyorlar. Nasıl bizim Merkez Hakem Kurulu hakem tayin ediyorsa, FIBA da hakemleri seçiyor. Kendine göre en iyileri seçiyor. Almanya takımı var, Almanya'dan hakem yok mesela. İtalya Dünya Şampiyonası'nda yok ama iki hakemi olacak. Biz 2 hakemle ülkemizi temsil edeceğiz. FIBA'daki bu işten sorumlu kişi en iyilerini seçiyor.

- Sayın Recep Ankaralı, ilk turda İstanbul'da ABD, Hırvatistan, İran, Brezilya, Tunus ve Slovenya'nın bulunduğu B Grubu maçlarında görev alacaksınız. ABD-İran maçı önemli bir mücadele olacak. Bu maça atansanız sizin için ayrı bir önem taşır mı?

Hayır, benim açımdan çok fark eden bir şey olmaz. Her basketbol maçı gibi bir maç ama kendimi hazırlamam açısından, olabilecek her türlü şeyi düşünmek gerek. İki ülkenin arasında yıllardır süren bir sıkıntı var diye düşünüp, bunu göz önüne alarak maç hazırlığımı yapmam gerekiyor. Sahada bir alevlenme oldu, birbirine çok sert kontaklar oldu, o anda belki daha kolay düdük çalmaya başlamam gerekebilir. Bunları göz önüne alarak hazırlanıp beklerim. Ama diğer yandan baktığında spor bu, siyaset sahaya yansımaz diye düşünüyorum.

- Size göre Dünya Şampiyonası Türk basketbolunu nasıl etkileyecek?

Recep Ankaralı: Beklentiler önemli. Sırf Dünya Şampiyonası olarak bakarsak, dünyanın 23 ülkesinden bir sürü insan ülkemize gelecek. Türkiye'nin tanıtılması için önemli. Ben ülkemize çok fazla insanın geleceğine bütün grup maçlarının dolu tribünler önünde en az doluya yakın tribünler önünde oynanacağına inanıyorum. Bu işin bir yönü. Milli Takımımız açısından baktığımızda başarılı olmak istiyoruz. Ben başarılı olacağımıza da inanıyorum. Zaten bu işin en önemli kısmı. Başarılı olursak da 2001 Avrupa Şampiyonası'nda büyük bir ivme yakalamıştık, yine öyle büyük bir ivme kazanılır. Gerçi Türk basketbolunun artık eskisi gibi çok büyük bir patlamaya ihtiyacı yok. Bir yere geldik zaten. Sayıldığı zaman Avrupa'da 3-4 tane ülkenin içindeyiz. Ama Dünya Şampiyonası'nda gelecek bir başarı Türkiye'yi daha yukarı götürecektir.

Murat Biricik: Herkesin gözü bu şampiyona ve Türkiye'nin üzerinde olacak. Öncelik olan ülkelerin ve takımların sergileyeceği performanslar. Hiç umulmadık ülkelerin takımları gruplarda beklenmedik sonuçlar alabilirler. Geçen şampiyonada benim için Angola sürprizdi. Maçlarını hep son saniyelerde kaybettiler. Eğer bir galibiyet daha alsalardı bir üst gruba çıkabiliyorlardı ve grup maçlarında gerçekten rakiplerini çok zorlarlardı. Bu sene de hiç belli olmaz, bilmiyoruz bir Lübnan ilginç bir takım olabilir. Kendilerine göre hazırlanıyorlar dışarıdan oyuncu alıyorlar. Keza Afrika'dan gelecek takımlar sürpriz yapabilir. Asya'ya baktığımız zaman Çin'i biliyoruz, Amerika'dan Brezilya'yı biliyoruz, Arjantin'i biliyoruz, ama diğerleri, basketbolda adını çok fazla duymadığımız ülkeler var. Turnuvalarda tabii ki takım olgusundan öte günlük performanslar da önemli. Bu doğrultuda ben sürpriz sonuçlar çıkacağına inanıyorum.


(CİHAN)


Spor