Yoldaş Medvedko'dan Nazım'a: "Kaybolmuş çocuk vatanına döndü" - ÖZEL

21 Ocak 2009 - 12:42

Rusya ile Türkiye arasında köprü görevi gören ünlü Türk şair Nazım Hikmet'e Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde vatandaşlığın iade kararı alınması Rusya'da yaşayan yoldaşları tarafından mutlulukla karşılandı. Nazım'ı 1950 yılında Rusya'ya gelişinde ilk karşılayanlardan ve Türkiye'de 6 yıl yaşamış olan akademisyen Leonid Medvedko kararı "Kaybolmuş çocuk vatanına geri döndü" şeklinde yorumladı. Nazım'la ilgili anılarını ve düşüncelerini Cihan Haber Ajansı'na anlatan Medvedko, "Türkiye'nin kendi evladını tekrar kucağına aldığını duyunca çok sevindim. Ünlü ressam Rembrat'ın bir eseri var: 'Kaybolmuş çocuğun dönüşü'. Ben de Nazım'ın geri dönmesini buna benzetiyorum. Ama bir farkla: 'Geçici olarak kaybedilmiş evladın ana vatanına dönmesi.' Bu hem kendisi hem de vatanı için büyük mutluluk oldu." dedi. Nazım'ı iki ülke arasında köprü olarak gören Medvedko, onun mezarının bir abide olarak da olsa Moskova'da kalması gerektiğini söyledi.

Karlı ve soğuk bir Moskova gününde Ankara'da doğan kızı Olga ve elinde karanfil ve güller olduğu halde aksayan ayağı ve seksenine dayanmış yaşı ile Novodeviçye mezarlığında medfun Nazım'ın başında Türkçe şiirler okuyan Medvedko, "Böyle anılması daha güzel. Bir şairi mezarı başında şiir okuyarak anmak en güzeli. Ben Nazım'ın şiirlerini Türkçeye çevirdim. Kendisine bunları Türkçe okuyunca gözleri dolardı. Kendimi sizlerin yanında evimde gibi hissediyorum derdi. Benim çevirdiğim bir şiir kitabını imzalayıp bana vermişti. Oradaki cümleleri unutmam mümkün değil: 'Türkiye'mi ve Türkçeyi gerçek bir komünist gibi seven yoldaş Medvedko'ya sevgilerle!' yazmıştı." şeklinde konuştu.

Nazım'in kendisini Türkiye ve Türkçeye olan ilgisinden dolayı çok sevdiğini ifade eden Rus akademisyen ilginç anılarını anlattı: "Ben ve başka arkadaşlar Nazım'la Türkçe konuştuğumuz zaman şair sevincinden uçardı. Bize de, 'Sizlerle konuştuğum zaman kendimi Türkiye'deymiş gibi hissediyorum.' Bana da sık sık 'Kızınla Türkçe konuş ve o da benimle Türkçe konuşsun. Ben de kendimi memleketimde olduğum gibi hissedeyim.' derdi."

"NAZIM GÖZYAŞLARINI TUTAMADI"

Nazım'ı Moskova'ya geldiğinde 1950 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Yazarlar Birliği heyeti ile birlikte karşıladıklarını ifade eden Medvedko, "Ben o sıralarda öğrenci idim. Nazım'ın ilk şiirlerini Türkçemden Rusya'ya ben tercüme ettim. Yazar Radi Fişer'le onu karşıladık. Sonra Nazım için SSCB Yazarlar Birliği'nde de bir ziyafet düzenledik. Daha sonra Nazım Moskova Şarkiyat Enstitüsü'nü ziyaret etti. Biz de onun şiirlerini Türkçe okuduk. Çok iyi hatırlıyorum: Ben Doğu hakkında şiir okudum. Bu şiiri ilk önce Sovyet yazar Bagritski çevirmişti. Sonra ben çevirdim. Ben Türkçe Nazım'ın şiirini söyledim. Ve Nazım bu şiirleri duyunca gözleri doldu. Ben o zaman askerlikten yeni terhis edilmiştim. Üzerimde halen askeri kıyafetle dolaşıyordum. Nazım Hikmet, askerlikten yeni terhis olunmuş bir gencin ve başka öğrencilerin bu tür coşkuyla şiir okuduğumu görünce göz yaşlarına hakim olamadı. İşte benim unutamadığım en canlı olay." dedi. Medvedko Nazım'ın yurt dışı çıkış yasağı getirilen zenci Amerikalı sanatçı Pawul Robson'a hitaben yazdığı 'Korkuyorlar' şiirini Türkçe olarak duygulu bir şekilde okudu.

"NAZIM YARI TÜRK YARI RUSUM DERDİ"

Rus enternasyonalleri olarak Nazım'a büyük değer verdiklerini ifade eden Medvedeko, Nazım'ın daha 1950'li yıllarda kendisini dünya vatandaşı olarak tanımladığını söyledi. Medvedko şöyle devam etti: "Nazım bizim için soyut düşünceden ziyade, canlı bir enternasyonal idi. Nazım kendisini dünyanın bir vatandaşı olarak görüyordu. Onun gözleri mavi idi. Ve kendisi için "ben yarı Türk, yarı Rusum" derdi. Kendisi cezaevinde Türk, Kürt ve Ermenilerle beraber olduğunu anlatıyordu. Şimdi biz küreselleşmeden bahsediyoruz. Ama Nazım daha o yıllardayken kendisini küresel dünyada hissediyordu. Nazım Hikmet, kendisini yeryüzünün bir vatandaşı olarak görüyordu. Ama bu, Nazım'ın kendi vatanını sevmediği anlamına da gelmemeli. Rusçayı iyi konuşuyordu. Ama yine de o Türk dili ile yaşıyordu. Nazım'ın kalbi Türkiye'de idi."

"NAZIM SIR TUTMAZDI"

1953 yılında Rusya'nın Ankara Büyükelçiliği'nde görevli olarak çalıştığını kaydeden Medvedko burada 'Vatan Partisi' kurucusu Hikmet Kıvılcımlı ile tanıştığını anlattı. Kıvılcımlı'nın Marks ve Engels'in eserlerini Türkçeye çevirdiğini ifade eden Medvedko kendisi ile Nazım hakkında görüştüklerini, Nazım'a Kıvılcımlı'dan selam götürdüğünü ve aralarında geçen görüşmeyi anlattı: "Kıvılcımlı bana Nazım'ın parti sırlarını tutamadığını, her yerde rahat konuştuğunu bunun da parti için iyi olmadığını söyledi. Ben bunları üzüleceği için Nazım'a söylemedim. Nazım Kıvılcımlı ile olan görüşmemi duyunca gülümsedi. Kıvılcımlı'nın ilk parti kongresinin ismi 'Soğan ve Ekmek' idi. Nazım bana "Kongrede Hikmet ne yaptı?" diye sorunca ben ona, 'Kıvılcımlı bizim parti yöneticileri gibi kongreyi raporlarla değil, şiirle açtı.' dedim. Nazım bu sözler üzerine, 'Demek Türkiye şiir olarak Rusya'dan daha canlı.' dedi."

"NAZIM HEM TÜRK HEM DE SOVYET YÖNETİCİLERE DARGINDI."

Nazım'ın Sovyet bürokrasisinden çok dertli olduğunu, Türk ve Sovyet yöneticilere dargın olduğunu kaydeden Medvedko, onun ölüm haberinin kendisi için büyük bir darbe olduğunu söyledi. Medvedko, "Nazım Sovyet yöneticilere de dargındı. Burası ile ilgili hayalleri farklı idi. Yazar Radi Fişer Nazım Hikmet isimli bir kitap yazdı. Ancak bu eser Nazım'ın ölümünden sonra yayınlanabildi. Nazım öldüğünde Suriye'de görevli idim. Nazım benden Suriye'de doğduğu evin fotoğrafını istemişti. Ancak kendisine resmi ulaştıramadım. Resmi Fişer'in kitabında yayınladık. Bana son kitabını 1963 yılının Ocak ayında hediye etmişti ve sonra ben Suriye'ye gittim. Birkaç ay sonra ise onun ölüm haberini duydum ve şok oldum. Darbe oldu benim için. Bana göre Nazım hem Batı'nın hem de Doğu'nun şairi." tespitinde bulundu.

NAZIM'IN KALBİ ARTIK TÜRKİYE'DE

Nazım'a Türk vatandaşlığının iade edilmesinin yüzüncü yaş gününde yapılması gerektiğini ancak gecikmiş olsa da bunun gerçekleşmesinin kendisini mutlu ettiğini kaydeden Rus akademisyen, "Nazım'a vatandaşlığını iade etmekle onu anavatanına kavuşturdular. Nazım Türkiye'yi çok seviyordu, kendisinden ayıramıyordu. Naaş burada kalabilir ama Nazım'ın ruhunu ve kalbini Türkiye'ye kavuşturdular. Ben ara sıra bu mezarı ziyaret ediyorum. Nazım'ın ruhunun ve kalbinin Türkiye'de olması beni çok mutlu edecek. Sufilerde güzel bir söz var. İnsan öldüğü zaman kalbi gözyaşlarıyla sulanıyor, ruhu ise yeniden canlanıyor. Yani Nazım'ın olmaması, benim kalbimin gözyaşlarımla sulanmasına neden oluyor. Ama Nazım'ın ruhunun yeniden canlanması benim ruhumu da mutlu kılıyor." değerlendirmesinde bulundu.

"NAZIM'IN MEZARI RUSYA İLE TÜRKİYE'Yİ BİRLEŞTİREN BİR KÖPRÜ"

Nazım'ın mezarının en azından bir anıt olarak da olsa Rusya'da kalmasını isteyen Medvedko, "Nazım hayatının önemli bölümünü Rusya'da geçirdi, en iyi eserlerini burada yazdı. Rusya Nazım'ı biliyor. Eserleri Rusya'ya tercüme edildi. Nazım aracılığı ile iki ülke daha yakınlaştı. Nazım'ın mezarı Moskova'nın bir parçası oldu. En iyisi dokunmamak lazım. Çünkü bu anıt Rusya ve Türkiye'yi birbirine birleştiren bir köprü. Bugün Moskova'da yaşayan ve çalışan Türkler buraya gelerek Nazım'ı anıyor ve mezarı başında şiir okuyorlar. İşte bu köprünün ismi Nazım Hikmet köprüsüdür." dedi.

Türkiye'de altı yıl yaşadığını söyleyen Medvedko, Taksim'de bulunan anıtta Mustafa Kemal Atatürk'ün yanı sıra Sovyet askeri komiseri Mihail Frunze'nin resmini görmenin kendisini mutlu ettiğini ifade etti. Medvedko Moskova dışında bulunan Predelkino'da Nazım'ın yaşadığı yazlık evin bulunduğu sokağa da Nazım'ın isminin verilmesini istedi.


(CİHAN)


Dünya